Salon ise diğer maçlara oranla daha bir doluydu.
Çocukların gözlerinden öperim, yüreğinize sağlık!











.jpg)
.jpg)










* Belli bir süredir donma, dondurma konuları sayfaların başlıca konularıydı. Dondu, donacak derken en sonunda anlaşma yapıldı ve Delgado'nun sözleşmesi sezon ortasına kadar askıya alındı. Tabiki sözleşmedeki yazılanlar dahilinde, yani Delgado parasını almaya devam edecek. Doğru olanıda bu zaten. Ama işin tartışılması gereken tarafı geçen yıl Delgado'nun sakat olmasına rağmen ameliyata izin vermeyen yönetim, teknik heyet sinek ikilisi. Kendileri açılarından haklı olsalar da bugün gelinen noktada hatalı oldukları fazlasıyla önplana çıkıyor.
* Evet 10,5 nomare'li oyuncumuz sonunda bulundu. Hemde öyle uzak diyarlarda değil yanı başımızda. Ve karşınızda Tabataaaaaaa... Meblağ ise uçukmu uçuk. Tam 8 milyon avro olduğu söyleniyor. Hani 8 değilde 7 olsa ne farkeder ki? Bobo'yu 5 milyon avro'ya satmaya çalışan bir kulübün Tabata'ya 8 milyon veya buna yakın bir rakam vermesi ne kadar iş bilmemezlik, yönetimsizlik kokuyor değil mi? Birde bu transfere onay veren Mustafa Denizli'ye ne demeli? Yürü be Denizli, vizyonuna kurban senin.
* Artık maça geçelim. Gaziantep maçı gerçekden izleyiciler için çok zevkliydi. İki tarafında açık futbol oynayıp, çirkefliğe yatmaması maçın seyir zevkini bir kat daha artırdı. Tek üzücü olan bu güzel futbolun sonuncunda ağların havalanamamasıydı. Maçın teknik taktik analizine girmeyeceğim, benim için önemli olan oynanan futboldu ve bunun karşılığınu bu akşamda fazlasıyla aldım. Bu akşam oynanan futbolun güzelliğini sadece Beşiktaş'a bağlamak haksızlık olacağından dolayı Gaziantep'e de bir alkış lütfen.
* Bir de sanırım sahaya giren bi gerizakalı vardı. Ne işin var ulan senin orada?
* Son olarak yönetimin ne kadar vizyonsuz olduğunu bildiğimden tek kelime etmeyeceğim ama Denizli'nin de bizim yönetimden aşağı kalmadığını gördüm.
LÖSEV Lösemili Çocuklar Vakfı,
İstanbul’daki 2. şubesini Anadolu Yakasında Açtı…
Sevgili gönüllümüz,
İstanbul’da sizlerle birlikte yürüttüğümüz çalışmalarımızın en olumlu meyvesi LÖSEV Anadolu Yakası Şubemizi açtık.
İstanbul’da yoğun şekilde devam eden çalışmalarımız, hastalarımıza, firmalarımıza, gönüllülerimize, destekçilerimize daha yakın olma arzumuz sebebiyle Avrupa yakasında 4 yıldır yürüttüğümüz başarılı çalışmalarımızı aynı güç ve heyecanla artık Anadolu Yakasına da taşıyoruz.
Biz tüm çalışmalarımız için desteği ve gücümüzü sizlerden aldık. Hani hep sordunuz ya” Anadolu Yakasında bir LÖSEV Ofisi ne zaman açılacak?”
Şimdi Anadolu Yakası ofisimizde sizleri görmek ve yanımızda olduğunuzu bilmek gücümüze güç katacak.
Sizi Bağdat Caddesinde ki ofisimize davet ediyor ve yanımızda olduğunuzu bilmek istiyoruz.
Sevgilerimizle,
Adres:
Adresimiz: Göztepe Mh. Bağdat Cd. Yenisey Apt.No: 253/A
Kadıköy/ İstanbul
Tel: 0 216 359 85 85 (Göztepe Parkı Karşısı, Köfteci Zeynel’in üst katı)
* Takımın eksiği olduğunu düşündüğüm sağbek ve solbeklere yapılan transferler yerindeydi. Özellikle İsmail transfer yüksek bir bedele gelmiş olmasına rağmen iyi bir transferdir. Ama işin ilginci Üzülmez'in sakatlıkdan kurtulur kurtulmaz ilk onbirde yer alması biraz garip ve eleştirilebilecek bir durum. İsmail sonuçda tecrübesiz bir oyuncu değil, aksine hazır bir oyuncu.
* Rıdvan geleceği olan bir oyuncu ama süper lig tecrübesi olmaması nedeniyle zamanla kazandıralabilecek bir oyuncu ve yerindedir.
* Erhan'ın transferi içinise neden yapıldığını bilemiyorum. Erhan oynadığı maçlarda yaptığı bindirmeler ile evet bu adam olacak dense de maçlarda final pasları günü gününe tutmuyor. Biraz dengesiz bir oyuncu. Benim için üzülecek durum ise özkaynakdan bir sağbek veya sağ açığın takıma kazandıralamamış olması. Hani diğer bölgeler için bir bahane üretilebilir, ya sağ taraf için.
* Fink; şampiyonlar ligi oynayacak bir takımın eline geçecek para hiçde azınmayacak bir miktar değil. Bu avantajı kullanıp bu bölgeye çok daha kaliteli bir oyuncu transferi yapılabilecekken neden üst düzey turnuvalarda boy göstermemiş bir oyuncu alındığını bilmiyorum. Fink transferi için yapılan açıklamalarda devre arasında anlaşma yapıldığı söylenmişti. Sanırım o sıralar takımın şampiyon olacağına inanılmıyordu.
* Ferrari; aldığı para, bugüne kadar bonservis ödenmemiş olması dillere dolansada iyi bir transfer olduğu gözüküyor. Hadi hayırlısı.

Sinemalarda şu sıralar istediğim tarzda filmler bulamıyorum, aslında uzun zamandır bu böyle. Sinemada oynayan filmlerin büyük çoğunluğunu amerikan sineması dolduruyor. Bu da doğal olarak birbirinin kopyası filmler anlamına geliyor. Daha farklı filmler bulabilmek için ya uzakdoğu sinemasına veya latin amerika ülkelerine doğru yol almak lazım. O da olmadı benim gibi geçmişe doğru yol alıp kült filmlere uzanmak gerekiyor.

Endüstriyelleşen futbolda artık oyuncular daha fazla para kazancağı kulüplere yönelmekteler. Kulüp, camia aşkı denen olgu pek kalmasada buna karşı duran bazı oyuncular vardır. İlk aklıma gelenler Barcelona Puyol, Milan Maldini'dir. Ama bunun ötesinde olan, diğerlerinden ayrılan efsaneler yaşamaktadır. Hem dünyanın sayılı oyuncularından olacaksınız, hem sizi isteyen büyük miktarda paralar ödemek isteyen takımlar olacak, hemde oynadığınız takımın çok büyük başarıları olmayacak, olsa da çok az yaşacaksınız. İşte bu tanıma uyan, aklıma ilk gelen oyuncu Totti'dir. “Kulüp satılır, Totti satılmaz” diyecek kadar taraftarın sevgilisidir. Bu sevgiye ise Totti bütün yaşantısının Roma'ya ödeyerek verdi. Doğma büyüme Romalı olan Totti 1989 yılında daha 13 yaşındayken AS Roma'nın altyapısına girdi. 16 Yaşında A takıma yükseldi ve ogünden bugüne bir efsane oldu. Şuanda Roma'nın ençok forma giyen oyuncusudur ki bugün 33 yaşında, daha ne kadar oynayacağıda bilinmez. Sadece Romalı taraftarlar değil biz futbolseverler içinde bir efsanedir. O “karizmatik, lider ve başlıbaşına bir 10 numara'dır”
2004-2005 sezonunda giydiği bu formada ne güzeldir, ne kadar yakışır kendisine.











