Geometri , Para , Baş bakan

Yaklaşık bundan 2 ay önce abd'de başlayan kriz büyüyerek dünyayı sardı. Bu süreç içerisinde bir çok ekonomist bu krizin çok önemli olduğunu ve önlemlerini derhal alınmasına dair açıklamalar yaptılar. Ama bizim vurdum duymaz , iş bilmez hükümetimiz bunların hiç birine kulak asmadı. Yaklaşık 3 hafta önce davullarla gelen kriz bizede uğrayıverdi. Bu zaman zarfında avrupadaki bazı bankalar , japonyada bazı firmalar batma eşiğine gelirken birçok işçinin işlerine son verildi.Bizde de bunu benzerleri kartelci medya tarafından farklı konulara yoğunlaşarak insanların dikkatlerini başka yöne çevirmeye çalıştılar. Peki bizim adı üstünde baş bakanımız ne yaptı? Öyle bir açıklama yaptı ki sözlerinde ne geometriden ne de paradan anlamadığını ispatladı.

" Bu kriz bizi teğet geçecek. "

İnsan ne diyeceğini şaşırıyor.

Ya sen?



Hep insan olarak dert yanarız. Nasıl geçinecem ne yapıcam , param yetmiyor , o olmuyor bu olmuyor vs vs. Ya düşündünmü dünyanın başka ülkelerinde başka insanlar ne yapar , nasıl yaşar. Hiç haline dua ettiğin , şükrettiğin oldumu? Ya resimdeki sen olsaydın.

Tiyatro - Tekrar Çal Sam




Karısı tarafından terk edilen Felix yalnızlığıa terkedilmiştir. En yakın arkadaşı Dick ve karısı Linda onun bu yalnızlığından kurtarmak için uygun bir kız arkadaş bulup bu durumundan kurtarmaya çalışmaktadırlar. Felix hayal dünyasında kurduğu dünyada Bogart ve eski karısı Nancy''nin hayalleriyle yaşamaktadır. Linda ile yakınlaşan Felix bu içinden çıkılmaz dünyasında ve tehlikeli aşk macerasında ...

Güzel bir komedi. Ayrıca fon müzikleri gerçekten çok hoştu. Eğlenceli birkaç saat geçirmek için kaçırılmayacak bir oyun.


Yazan : WODDY ALLEN
Yöneten : RAGIP YAVUZ
Çeviren : İHSAN MURSALOĞLU
Oynayanlar : ÇIĞDEM GÜREL , DERYA ÇETİNEL , EMRAH ÖZERTEM , İREM ARSLAN , SEVINÇ ERBULAK , SEVTAP ÇAPAN , SEZAI AYDIN , UĞUR ARDA AYDIN
Sahne Tasarımı : BARIŞ DİNÇEL
Kostüm Tasarımı : DUYGU TÜRKEKUL
Müzik Yönetmeni : ÖZGÜR YAŞAR İŞLER

deepnot: Başrolde oynayan hanımefendi oyunculuğa kadar güzelliği ile de gerçekten başdöndürücü.

El Violin [2005]



El Violin 2005 Meksika yapımı bir film. Birçok festivalden ödül ile dönmüş olan bu filmde halkın bir kesiminin haklarını aramak amacı için silahlı mücadeleye girişmesi anlatılıyor. Filmin isminin ise başrol oyuncumuz olan yaşlı ihtiyarın gerilları arayan askerlerin içinde müzik çalıp askerleri eğlendirirken hemde istihbarat toplayıp bunları gerilalara sızdırması esnasında kullandığı müzik aletinden geliyor.
Gerçekten çok güzel bir sona sahip olan bu filmi beğeneceğinizi umuyorum. Aptal amerikan filmlerinden sıkılanlar için ilaç olucaktır.


Yazan ve Yöneten ... Francisco Vargas

Oyuncular

Ángel Tavira ... Don Plutarco
Gerardo Taracena ... Genaro
Dagoberto Gama ... Capitán
Mario Garibaldi ... Lucio
Fermín Martínez ... Teniente
Silverio Palacios ... Comandante Cayetano
Octavio Castro ... Zacarías
Mercedes Hernández ... Jacinta
Gerardo Juárez ... Pedro

Dalgadaki kelimeler




Güneşin verdiği sıcaklığı duymaya göriyim. Giyinişime özen gösterip dakikalara ayna başında süslenip püslenip , elime kitabımı alır veya o günlerde okuduğum bir kitap yoksa yolda bir gazete almayı kafama koyarak yola çıkarım. Bir iki dakikalık yürüyüşten sonra yolun gidiş istikametindeki caddenin karşı yakasına geçip, boş bir minübüsü gözüme kestirip, el sallayarak geçireceğim güzel günün düşüncesiyle durdurup binerim .
Yarım saatlik trafiğin ve insan kalabalıklarından geçtikten sonra varır minübüs Üsüküdar'daki son durağına. İnsan kalabalıklarkların arasında ağır adımlarla sahile doğru yol alırım. Sahile varmadan tüp geçidin solunda yer alan gazeteciden her zaman aldığım gazeteyi rica edip ücretini ödedikten sonra deniz ile güneşin sevişmesi eşliğinde sahile doğru varmak için adımlarımı biraz daha hızlandırırım. Birkaç dakika sonra sahile varmışımdır artık. Kız Kulesi'nin karşısında boş bir bank arar gözlerim. Fazla sürmez bulmam. İlk önce denizin güzel kokusunu derin bir şekilde içime çekip sahilde bulunan cafelerden birinden bir demli çay söyleyip cebimden çıkarttığım sigaramı yakar derin bir nefes aldıktan sonra dalgaların , martıların ve bunlara karışan araç seslerinin arasında içinde kaybolacağım dünyaya dalarım. İşte o bankta oturan adam benim.

Özlemişim



...çok sevmişimdir her zaman yağmuru. Bi rahatlık,huzur verir gönlüme. Hele ki yağmur sonrası toprak kokusu beni ayrı bir keyiflendirir. Köyde doğmuş olmanın etkisimidir nedir bilmem. Ama ayrı bir keyiftir benim için. Hiç gece yarısı dışarı çıkıp yağmurun altında yüzünüze çarpan damlaların gönlünüze verdiği rahatlık, mutluluk hissinin tadına vardınızmı? Belki çılgınlık , delilik olarak görebilirsiniz ama bu kadar ufak şeylerden bile zevk almak , hayata bağlanmak farklı bir his uyandırır insanın içinde. DIş görünüşümüz ne kadarda değişmiş olsa , yaşlansakta içimizdeki çocuk hiç büyümedi. Onsuz ne yapardım?
Uzun sıcak yaz aylarından sonra bugün yağmur İstanbul'a uğradı.Yağmur altında yürümesem bile camdan bakmak bile yeterli oluyor bazen o güzelliği yaşamak için.
Özlemişim yağmuru.

Kızılderili




Buzul Çağı’nın en şiddetli döneminde, M.Ö. 34.000 - M.Ö. 30.000 yıllarında, dünyadaki suyun önemli bir bölümü büyük kıtasal buz katmanları halindeydi. Bunun sonucunda, Bering Denizi bugünkü düzeyinden yüzlerce metre daha aşağıdaydı ve Asya ile Kuzey Amerika arasında, adına Beringia denilen, bir kara köprüsü oluştu. Beringia’nın en geniş döneminde 1.500 kilometre kadar olduğu sanılıyor. Nemli ve ağaçsız bir tundra olan bölge, otlar ve diğer bitkilerle kaplıydı ve bu da ilk insanların yaşamak için avladıkları büyük hayvanları çekiyordu.

Kuzey Amerika’ya ilk erişen insanlar, yeni bir kıtaya ayak bastıklarını muhtemelen tahmin bile edemezlerdi. Atalarının binlerce yıldır yaptığı gibi Sibirya kıyılarında av peşinde koşmaya devam etmişlerdir.

M.S. ilk yüzyıllarda, Bugünkü Arizona’da Finiks kentinin bulunduğu yöreye yakın yerleşim birimlerinde, top oynamak için alanların ve Meksika’da bulunanlara benzeyen piramit biçimli kümbetlerin yanı sıra kanal ve sulama sistemleri kuran Hohokumlar yaşıyordu.

Bir kızılderili savaşçı

İlk yerleşimciler Seminoller, Çerokiler ve Mişuki kabileleri ile karşılaştılar. İspanyol kaşifler ise Kaliforniya'da Soson, Payitu, Kahula, Mevuk ve diğer bazı kabilelerle karşılaşmışlardır. 19. yüzyılda, Avrupalı kaşifler batıya doğru göç ederken Kızılderili kabileleri kendi topraklarından sürmüşlerdir. Bu dönem batıda Apaçi, Siyu ve Komançi ve diğer kabilelerle yapılan utanç verici savaşlar dönemidir. Bu savaşlardan geriye kalan çok az sayıda yerli ise, Rezervasyonlar (kızılderililer için ayrılmış araziler) olarak bilinen küçük bir alanda yaşamaya mecbur edilmişlerdir.

Bugün ABD'de hükümet tarafından resmen tanınan 554 Kızılderili kabilesi vardır.

Kızılderililer 1952 yılına kadar Rezervasyon denilen toplama kamplarında yaşamaya zorlanmışlardır. Kizilderililerin halen önemli miktardaki kısmı bu bölgelerde yaşamaktadır.

1626 yılında Hollandalıların satın aldığı New York'ta günümüzde 85.000'den fazla Kızılderili yaşamaktadır.

2007 yılının Aralık ayında, en önemli Kızılderili kabilelerinden biri olan Lakota Siyuları ABD vatandaşlığından çekildiklerini ve kendi devletlerini kuracaklarını ilan etmişlerdir. Toprakları beş ayrı ABD eyaletinin sınırları içerisinde olan Lakotalar'ın bu girişiminin sonuçları henüz kesinleşmemekle birlikte, Kızılderililerin büyük soykırımdan bu yana ilk bağımsızlık girişimleri olarak tarihe geçmiştir.

Vikipedia'dan apartılmıştır.

Afrika - Cemal Süreya



Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
Değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

İsyan Marşı - Göz göz Göztepe


İzmirin sokaklarında
Yürüyoruz formalarla

Sayımız yüz binler oldu
Sarısıyla kırmızısıyla

Sarın güneş gibi olsun
Kırmızın damarımda kan

Sensiz geçmesin bu yaşam
Senin için bütün kavgam

1925'de
Doğdu Şanlı Göztepemiz

Issız kuytu köşelerden
Ant olsun ki döneceğiz

O günler gelene kadar
Dalgalan sarı kırmızı

Acıların arasından
Söyle isyan marşımızı

Kalksın eller üçlü için
Haykıralım Göz Göz için

Son nefesi verir gibi
Şaadet getirir gibi

-----------------------------
* Dileğimiz ...

Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı




Kimi sevsem, onun hep uzakta bir sevdiği vardı, unutamadığı ilk aşkı ya da
onu terk edip giden sevgilisi... Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi
anlatmalarını, sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim. Beni yitirmekten
hiç korkmadılar; çünkü onlara göre fazla iyiydim; bu yüzden ilk anda
vazgeçilebilirdi benden.
Beni terk edenlerden tek isteğim olurdu. 'Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.' Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni...

Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim...
O, yedek sevgili!

Cezmi Ersöz

Bedensiz




...artık yüzünü bile hatırlamıyorum. Zaman geçtikçe içinde bulunduğum boşluğun , özlemin nedenini daha iyi anladım. Bu ne onun gözleriyle , ne teniyle , ne kokusuyla nede başka birşey ile ilgiliydi. Bu yaşadığım karmakarışık duygular benim içimde büyüttüğüm , hayallerini kurduğum , yaşadığım , vazgeçemediğim ,tarif edilemez , bir bedene sığdırılamayacak olan Aşk olarak adlandırılan inanılmaz duguların artık dizginlenememesiydi.
Müptelası olmak için bir defa yaşamak yetiyormuş , bunu anladım.




EYLÜL SENİ / Mİ BEKLEMİŞTİ GELMEK İÇİN


Bu gün yağan yağmurun izlerine katıp hayalini
Onca kalabalığın içinde / bir ben yalnızdım sanki
Öylesine garip / öylesine kimsesizdi / ki sokaklar
Takvimlerden geçmeyen bir gündü belki

Oysa

Ne maviler giydirmiştim sevdama / yeşillere bürünüp
Renk renk bahar olup açmıştım her doğan sabaha
Kimseler bilmezdi adını içimde / geceden başka
Şimdi nasıl söz geçirsem / ki gözpınarlarıma

Bu gün yaşanan anılar sessizce yağmura karışıp gitti
Yedi tepede suskun bir yüreğin sesi sızıyor geceye şimdi

Söyle ..

Eylül seni mi beklemişti gelmek için !
Yoksa sen ! gitmek için eylülü mü
Sevgili!

Ümran Aydın

Bu bendeki aşk olmasa - Aşık Veysel



Güzelliğin on par'etmez
Bu bendeki aşk olmasa;
Eğlenecek yer bulaman,
Gönlümdeki köşk olmasa.

Tabirin sığmaz kaleme ,
Derdin dermanıdır yâreme,
İsmin yayılmaz aleme,
Aşklarda meşk olmasa.

Kim okurdu kim yazardı?
Bu düğümü kim çözerdi?
Koyun kurt ile gezerdi,
Fikir başka başk'olmasa.

Güzel yüzün görülmezdi,
Bu aşk bende dirilmezdi;
Güle kıymet verilmezdi,
Aşık ve maşuk olmasa.

Senden aldım bu feryadı,
Bu imiş dünyanın tadı;
Anılmazdı Veysel adı,
O sana aşık olmasa.

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU

(Dostlar Beni Hatırlasın)

Sağlık Olsun - Can Yücel



Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama.
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin...
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin.
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart.
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine...
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis.
Önce sa na güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün
dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, Hatta daha da eskiden
yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla, Ohhh şöyle bir hafifle...
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de.
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık.
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak.
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen
yanağından makas al...
Sonra, şöyle bir düşün. Kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken?...
Kimler seni ferahlattı, hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler
kapını tıklattı?..
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?...
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara!...
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor!...
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller
açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun...
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun...
Saklama tabakları, bardakları misafire. Sizden ala misafir mi var bu
dünyada?..
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç
değil.
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik
bıraktıklarını tamamlar gibi.
Tadına var akşamının...
Gece evinde, dostların olsun.
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun...
Arkadaşım, hayat bu. Daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

CAN YÜCEL

Olurmu ?




...mahallemde tarihi eser denilebilecek bir binaydı. Zamanında Fransız Lisesi olarak kullanılmış , belli bir zaman tütün deposu , benim çocukluk günlerimde ise yuvamdı. Güzel bir yerdi. Belki de değildi de güzel gösteren çocukluktu.

Hani bir söz vardır ya "doğuştan Beşiktaş''lı olmak". Ben doğuştan Beşiktaş''lı olmadım. Nasıl olabilirdim ? Bırakın futbolu , spor ile alakası olmayan bir aile de. Malum, memleketten İstanbul''a gelen her aile gibi düşmüş baba ekmek derdine. Anlamam ne Beşiktaş''tan ne de diğerlerinden. O dönemlerden aklımda kalan bir Kocaeli''dir. Bir de Sakarya. Aslında ne oturduğum şehir ile ne de memleketimle yakından uzaktan alakaları yoktur. İşte çocukluk bir yerden dolanmış dilimize.

Hani her çocuğun mahallesinde bir ahmet abi , cevdet abi , uğur abisi vardır ya bizim de vardı. Binanın arkasında ki komşumuzun oğlu Kemal Abi. Kendisi Beşiktaş''lıydı. Yan komşum Yavuz ile beraber bir gün sıkıştırdı biz bir köşeye , dedi ki;

“Siz hangi takımlısınız bakıyım”

“ıg mıg”.

- “Bundan sonra siz Beşiktaş''lısınız oldu mu? hımmmmm”

Kırılırmı Kemal abi.

“ Tamam oldu abi , biz Beşiktaş''lıyız.”

(Eyvallah abi sonuna kadar Beşiktaş''lıyız.)

O zaman bu zaman derken çok şeyler gördük. En önemlisi başkan gördük. Saygınlık gördük. Beşiktaş''lı olmanın farkını gördük. Bir zamanlar sorarlar dı :

“ Kim şampiyon olsun?”

Cevap netti:

“ Biz şampiyon olamazsak Beşiktaş olsun”

Halkın takımıydık bir zamanlar. Şimdi ise zengin iş adamlarının çocuklarının oyuncağı olduk. Mafya ile adı geçenlerin malzemesi olduk.Medyda ki soytarıların ağzına sakız olduk. Adamı en çok üzen ise yıllarca kafamda kurduğum Beşiktaş''lılığın yerle bir edilmesi oldu. Belki de yaşın ilerlemesinden kaynaklanan duygusallık. Belki de çağa ayak uyduramamak.Her ne olursa olsun, hepsine isyanım var.

Korkuyorum bu sene yaşanabilecek bir şampiyonluktan. Olsak ne olur ? Belki s.e tekrar imparator olur , y.d''de büyük başkan. Olur mu olur. Herşey kapanır gül gülistanlık olur. BElki dibe vurmak gerek , belki ligden düşmek. O zaman asalaklar , sülükler ve diğer canlılardan kurtulur , tekrar biz oluruz. Olurmuyuz?

Yol Arkadaşım - Sezen Aksu


Yol arkadaşım gördün mü,
Duydun mu olup bitenleri?
Kıskanıyor insan bazen,
Basıp gidenleri

Yalnızlaşmışız iyice
Üstelik de alışmışız
Hiç beklentimiz kalmamış
Dosttan bile

Korkular basmış dünyayı
Şimdi bir semt adı “vefa”
Kutsal kavgalardan bile
Kaçan kaçana

Anlaşılır gibi değiliz
Tek bedende kaç kişiyiz
Hem yok eden, hem de tanık
Ne esaslı karmaşa

Ben sana küsüm aslında, haberin yok
Koyup gittiğin yerde kötülük çok
Kime kızayım, nazım senden başka kime geçer?
Benim sensiz kolum, bacağım, ocağım yok

Sen esas alemi seçtiğinden beri
Ben o saniyede bittiğimden beri
Dünya bildiğin dünya, dönüp duruyor işte
Uzun uzun konuşuruz birgün son İstanbul beyi

Yol arkadaşım, nerdesin?

Bekri Mustafa

Bugün haberleri izlerken bir tv kanalında Bekri Mustafa için türbe yapıldığına dair bir haber vardı. Peki Bekri Mustafa kimdir?

Ayyaşların piridir. Dördüncü Murat zamanında içki içenler ölümle cezalandırılırmış. Buna rağmen Bekri Mustafa gizli gizli çekmeye devam edermiş. Bir gün sultana yakalanmış, ama zekası sayesinde kurtulmuş büyüğümüzdür. :)

* Sultan dördüncü murad tebdil-i kıyafet teftişe çıkar, içki içen var mı hesabı. bir kayığa biner, boğazı geçecektir, tevafuk kayıkçı bizim meşhur ayyaş bekri mustafa'dır. kıyıdan açılırlar, bekri mustafa şişeyi çıkarır zuladan, iki fırt çeker. kılık değiştirmiş sultan sorar:
- o nedir?
- (bekri ihtiyatlıdır) kuvvet şurubu, iki yudum içince kürek falan vız gelir bana
padişah merak eder:
- birader ver iki yudum da ben içeyim.
bekri acır, kimse görmezsen gariban içsin iki yudum şarap der, şişeyi uzatır, sultan kafaya diker:
- ulan bu düpedüz şarap
bekri: evet şarap
padişah: ulan ben şarabı yasak etmedim mi?
bekri: lan sen kimsin şarabı yasaklayacan?
padişah: ben sultan murad'ım
bekri küreği kapar: vurdum mu küreği yuvarlarım seni aşşağı, daha iki yudum içtin kendini padişah zannettin, şişeyi bitirsen haşa dünyayı ben yarattım diyecen!?...


* Adamın biri vefat eder. Namazı kıldırmak için hoca bulamayan cemaat yoldan geçen kavuklu Bekri Mustafa'yı kolundan tutarak zorla namazı kıldırırlar. Namaz sonunda Bekri Mustafa merhumun kulağına yaklaşarak birşeyler fısıldar. Ne söylediğini merak eden cemaat sorar.Bunun üzerine Bekri Mustafa şu cevabı verir.

- Öbür dünyaya gittiğin zaman dünya nasıl bir yer oldu diye sorarlarsa de ki: "Bekri Mustafa imam olmuş" onlar anlar.

Değerin geçte olsa anlaşılmış be Bekri Mustafa.

Küçük ellerin



* Yaşladıkça daha duygusal olmaya mı başladık ne.

Amerika Katil - Aşık Mahzuni Şerif



Bütün insanlık adına
Amerika katil katil
Hukuk yapar kendi teper
Amerika katil katil

Devleti devlete çatan
İt gibi pusuda yatan
Kan döktüren silah satan
Amerika katil katil

Vietnam’ın suçu nedir
Hür yaşamak ayıp mıdır?
İster füze yapıp kudur
Amerika katil katil

Bütün milletlere yazık
Sömürülmüş bağrı ezik
Seni sevenin sütü bozuk
Amerika katil katil

Mahsuni der Türk milleti
Çeksin gitsin elin iti
Demedim mi bunlar kötü
Amerika katil katil

Aşık Mahzuni Şerif

Hayyam



Ben Haram nedir bilmem.

Haram ile Helalı karıştırmam.

Dost ile içilen Şarap Helaldir.

Puşt ile içilen su bile Haram…


Hayyam.

Marco VAN BASTEN



* Çocukluk yıllarımda az mı adını andım.
işte Van Basten'de top. Evet evet gole gidiyor işte harika hareketler vuruyor ve gollllllll. Ve çocukluğun verdiği bir mutluluk.

Çıkarlar(ımız)





Yaklaşık 5 yıl önce Petrol Ofisi'ni satınalan Doğan grubu borçlarını düzenli ödeyememesinden dolayı özelleştirme yasasına ters düştüğü için POAŞ'ı geri verme ile başbaşa kalmıştı ki bu esnada hükümet imdadına yetişmiş ve borçların ötelenmesini sağlamıştı. Hatta o zamanlarda Koç grubundan yapılan açıklamada böyle bir ötelemenin olacağını bilmeleri halinde kendilerinde bu ihaleye gireceklerini söylemişlerdi. Bu söylemin ardından hükümet ile koç arasında soğuk rüzgarlar esmişti. O zamandan bu zamana kadar doğan grubuna yapılan bu kıyağa karşı onlarda ellerinden gelenin en iyisini yerine getirdiler. Tek bir muhalefet yazısı çıkarmadılar. Aksine pof pofladılar , pembe tablolar çizdiler. Bu yoruma Emin Çölaşan haricinde desek doğru olur ki o da belli bir süre sonra yolcu edildi ve yaşadıklarını kitap yaptı.
Birkaç gündür başbakan ile aydın doğan arasında sert çatışmalar yaşanıyor. Bunun sebei olarakta doğan grubunun bundan 1 yıl önce aldığı Hilton'un imarının büyütmek istemesi. Bu nedemek oluyor? Hemen açıklayalım milyarlarca dolar rant. Hükümet bugün itibarı ile doğrusunu yapıyor. Peki bugüne kadar bu holdingin hiçmi açığı yoktu. İşte burada menfaat ilişkileri ortaya çıkıyor. Doğan grubu yaptıklarının karşılığını istiyor gibi bir görünüm sergiliyor. Gözüken o ki öküz öldü şuanlık ortaklık bitti. Tabi daha ilerisinde yeni bir öküz bulunurmu bulunur.
Bir notu daha eklemeden geçmeyelim. MEşhur çalık grubu. Hani 25 yaşında genelmüdür olan başbakanın damadının holdingi , atv sabah grubunun peşkeş çekildiği holding. Belkide artık böyle bir medya kuruluşunun elinde olmasından dolayı artık doğan'a artık eskisi gibi ihtiyacı olmadığını düşünmeleride geçiyor olabilir.

Uğurlama


06.09.2008 Harbiye Açık Hava

Bu kente yalnızlık çöktüğü zaman
Uykusunda bir kuş olur ecelsiz
Alıp da başını gitmek istersin
Karanlık sokaklar kör,sağır,dilsiz
Ey sevda kuşanıp yollara düşen
Bilesin bu yollar dağlar dolanır
Yare ulaşmadan düşersen eğer
Yarına sesinin yankısı kalır.
Gecenin ucunda gün aralanır
Yar sevdasıyla yürek bilenir
Sızılı bir ırmak uğurlar seni
Su olup akarsın kır çiçeklenir

Grup Yorum

Hoşgeldin Ramazan

Didou Nana - Kazım Koyuncu




Didou Nana - Kazım Koyuncu

Oropa ardzo arti varen
Çkim iveri nçari çkvaşa
Miordini miçkutu do
Goytiroku ma si çkvaşa
Miordini miçkutu do
Didou do na ni na

Huriyadas çima ndğasu
Skani mamulyas makipginam
Kankaleşa gamkomile
Vaşilebu taşi rina
Kankaleşa gamkomile
Didou do na ni na

Seri do ndğaşi arti mapu
Skani şaras ginocinepu
Skani dudi midamiğuru
Şkvak kargi mokileku
Skani dudi midamiğuru
Didou do na ni na

Ah orapa si ncgiri ndğaşi
Guri muço domixaşi
Seri iri şeni seriren do
Kukumela naku ndğaşi
Seri iri seriren do
Didou do na ni na

Çav Bella

çav bella


İşte bir sabah uyandığımda
Çav Bella Çav Bella
Çav Bella Çav, çav, çav
Elleri bağlanmış bulduğum yurdumun

Her yanı işgal altında
Sen ey partizan beni de götür
Çav bella çav
Beni de götür dağlarınıza

Dayanamam tutsaklığa
Eğer ölürsem ben partizanca
Çav bella çav
Sen gömmelisin ellerinle beni

Ellerinle toprağına
Güneş doğacak açacak çiçek
Çav bella çav
Gelip geçenler diyecek merhaba
Merhaba ey güzel çiçek

Hüseyin Peyda




Hüseyin ÖRMEN

Doğum Tarihi : 1920, Şanlıurfa
Ölüm Tarihi : 31 Temmuz 1990, İstanbul, Akciğer Kanseri

1922'de Urfa'da doğdu. Asıl adı Hüseyin Örmen'dir. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümünde bir süre okuduktan sonra Türkoğlu adlı bir dergi çıkardı. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra sinemaya oyuncu olarak girdi. Oynadığı bir çok filmde, sigarayı serçe parmağının arasına sıkıştırarak tutan, renkli gözlü, kötü karakterlerin değişilmez oyuncusu. Hain, gaddar, sinsi, zalim mafya babası rolleri oynadı. Karizmatik sakalı ile dikkat çekti. Sakalı ve tavırlarıyla tam bir karizma abidesiydi. Bastonu ise bu abideyi taçlandırıyordu. Kendi kendine yarattığı bu karakter ile tanındı. Kazandığı paralarla kendi filmlerini yönetmeye başladı. Aynı zamanda bu filmlerde oynuyordu. Kendi adına 3 film şirketi kurdu.

1950 yılında yönetmenliğini, senaristliğini, prodüktörlüğünü ve baş rol oyunculuğunu kendisinin yaptığı "Söyleyin Anama Ağlamasın" filmiyle yönetmenliğe başladı.

Yanında çalışan bir çok yardımcısı daha sonraları ünlü yönetmenler arasına girecekti. 1950'de Semih Evin'in Allah Kerim filminde asistanlık yaparak sinemaya adımını atan Atıf YILMAZ, bir süre Hüseyin Peyda ile birlikte çalışarak onun yönettiği Mezarımı Taştan Oyun filminin senaryosunu yazdı. Hüseyin PEYDA "Mezarımı Taştan Oyun" filmi ile büyük sükse yaptı. 14. Antalya Film Festivalinde Kara Çarşaflı Gelin filmindeki rolü ile en başarılı yardımcı erkek oyuncu seçildi.

Sinemadan kazandığı paralarla Şehremin'de lahmacun salonu açtı. 31 Temmuz 1990 tarihinde, İstanbul'da, Akciğer Kanseri nedeniyle öldü.


alıntıdır.

Saygıyla anıyoruz.

İkizlerdeki kan

Evde geldiğim zaman babam gözlerini teveden ayıramıyor ve yüksek sesle dinliyordu. Teveden gelen bağrışmalar , patlamalar benide ister istemez o tarafa doğru yönelmeme neden oldu. Babama ne oldu diye sorduğum zaman , babamın bana verdiği cevap birçok kişinin kanını dondurabilecekken ben de mutluluk zirve yapmıştı.

Babam ;"amerikada ikiz kuleleleri , pentagonu filan vurmuşlar."

İnsan bir başka insanın ölmesinden nasıl mutluluk , huzur duyabilirdi. Bu insanlıkla ne kadar bağdaşabilirdi. Bende sizinle hem fikirim, böyle bir düşünceye sahip olan insan için ne söylenebilir. Ama artık o duruma getirildik ki nefretimiz insanlığımızın önüne geçti. Yıllardır demokrasi adı altında kendinden binlerce km uzaklıkta olan ülkelere saldırıp , buralarda kan döküp , bundan beslenen bir topluma insanların pek iyi niyetli yaklaşması , sevgiyle kucaklaması pek mümkün olmuyor.
Irakta binlerce kişi ölürken taşşaklarını serip , zevk pezevenkliği yapan amerikalılara değil gözyaşı dökmek , ortalarına atom bombası atılsa bir gram üzülmem.

Umarım kendi bok çukurunuzda boğulursunuz.

Yadigar Ejder





Her zaman iyiler mi kazanacak , birkere de olsun sizler kazansanız. 

* Yadigar Ejder Gerçek adı Yadigar Kuzu, (5 Ekim 1947, Sivas - 14 Ocak 1992, İstanbul), Türk sinema sanatçısı.

"Türk sinemasının dev adamı" olarak bilinen sanatçı, 100'ün üzerinde filmde yardımcı oyuncu olarak rol almıştır. 14 Ocak 1992 tarihinde, ev kirasını ödeyemediği için evinden çıkartılmış, geceyi geçirmek için gittiği Taksim parkında, bir bankın üzerinde donarak hayata veda etmiştir.

Nokta transfer

- Gençlik yıllarında (hey gidi günler) yolda yürürken kıvrak kalçak hareketlerinin üzerine , kızlardan "of ne sallıyor" tarzı taciz cümlelerinin yükselmesi ile "Höyt yanında erkeğin var. Sallama ulan." espirisine vesile olan alemin şekerlisidir.

- Kardeşimizdir.

Barış Manço - Gülbebeğim


Gülbebeğim

Sen cennete uçtun ama
Kokun sinmiş yatağıma odama
Derin derin soluyorum seni
İçime hapsediyorum seni
Alışamadım bir türlü yokluğuna gülbebeğim

Sensiz yasamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gülbebeğim

Geceler çok soğuk geceler sessiz
Nasıl yaşarım simdi ben sensiz

Hani bana verdiğin o sözler
Hani o gülen masum gözler
Alışamadım bir türlü yokluğuna gülbebeğim

Sensiz yasamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gülbebeğim

Gözyaşım karıştı yağmura
Damla damla süzülüyor toprağa
Bizi ancak ölüm ayırır diyordun bana
Söyle nasıl kiydin kendine gülbebeğim
Seni benden ölüm bile ayıramadı işte
Nasıl kıydın kendine söyle gülbebeğim


Dar geliyor bana bu yerler
Yaşanmaz oldu kara geceler

Hani bana verdiğin o sözler
Hani o gülen masum gözler
Alışamadım bir türlü yokluğuna gülbebeğim

Sensiz yasamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gülbebeğim

Gözyaşım karıştı yağmura
Damla damla süzülüyor toprağa
Bizi ancak ölüm ayırır diyordun bana
Söyle nasıl kiydin kendine gülbebeğim
Seni benden ölüm bile ayıramadı işte
Nasıl kıydın kendine söyle gülbebeğim


Dar geliyor bana bu yerler
Kırılsın seni taşıyan bu eller

Hani bana verdiğin o sözler
Hani o gülen masum gözler
Alışamadım bir türlü yokluğuna gülbebegim

Sensiz yasamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gülbebegim


Sensiz yasamak ne kadar zor
Ayrılık acısını gel bana sor
Nasıl kıydın kendine gülbebegim

Mitoz , miyoz



Sevgilimi sevgili tersbakanımız buyurdu ; " Hey ahali bilmem kaç yılında yaşlanıcaz toplum olarak. Onun için iyi mi siz üreyin. Mitoz , gerekirse miyoz, o da olmadı tüp kullanın ama üreyin. 3 , 4, 5 ,6 olsun. Ali , Feyyaz , Metin koysun. Kim koyarsa koysun hepinizin bolbol çocuğu olsun. Gönülsüz de olsa , şekilsizde olsa olsun. Durmak yok doğurmaya , doğurtturmaya devam."

İşin şakası bir tarafa ülkedeki insanların maddi durumu ortada iken devletin enüst kademelerinden bu tür açıklamalar gelince insanın aklına ister istemez "bu adam bizimle dalgamı geçiyor" düşüncesi beynin bir kenarına oturuveriyor. Dünyaya getirdiğiniz insanın eğitimsiz , bilinçsiz bir şekilde ne kendine nede başkasına yararı olmayan biri olarak mı yaşaması yoksa aksine bir şekilde mi hayat sürmesi mi doğru olandır. Bugüne kadar bunun birçok örneğini yaşamamıza rağmen hâla geçmişten ders almamamız ve bizlere bu şekilde telkinlerde bulunulması nasıl bir zihniyetin bizi yönettiğinin göstergesidir. Bu tür bir açıklamayı insanların kafası bir dünya iken yapabileceğini düşünürken , ayık kafa ile bu tür açıklama yapabilen şahsiyeti ve zihniyetini protesto ediyorum.

Sezon açıldı. Saldırın



Sezon yine açılmak üzere. Bahsetmiş olduğum ne turist , nede av sezonu. Av ve turisti aynı cümlede kullanmamdan dolayı aklından farklı düşünceler geçirenler var ise bu onların ayıbı diye not düşüp , yazıma devam ediyorum. Bazen devletin eliyle , bazen terör örgütü tarafından , bazen dünyalar götürme çabasında olan rantçılar tarafından, bazen abisine kızan çoban tarafından , bazen “mangal yapmak yasaktır” uyarısının üzerine “biz dikkat ediyoruz” cevabını veren yarım akıllılar tarafından yakılan , yokedilen ormanlardan bahsediyorum.

Dünyanın , çocuklarımızın geleceğinden bahsediyorum. Yetişmesi uzun yıllar alan , yok alması anlık olan ormanlardan. Binbir yararı olan ormanlardan. Evet evet bugün kıymetini bilmediğimiz , yarın yok olması halinde çok geç olacak olan ormanlardan bahsediyorum. Belki bilmiyorsunuzdur diye aşağıya genel bir bilgi yapıştırıyorum. Belki okur , düşünürsünüz diye.



Kısaca Yararları

Anlayacak kapasitede olanlara



Ormanlar; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen ekosistemler olup, dünya yaşamı için vazgeçilmezdirler...


- Ormanlar yaşantımızın her safhasında ihtiyaç duyduğumuz yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır. Bunun yanı sıra bitkisel nitelikli tohum, çiçek, kozalak vb. ile mineral nitelikli çakıl, kum vb.hammadde kaynaklarının bir kısmı da ormanlardan elde edilmektedir.

- Ormanlar, bitkiler ve hayvanlar için doğal bir su kaynağıdır. Kar ve yağmur biçimindeki yağışı yapraklı, dalları, gövdesi ve kökleri ve tutarak sellerin ve taşkınların oluşmasını önler. Ayrıca yer altı sularının oluşmasına yardım eder.

- Ormanlar erozyonu önler. Ormanlar rüzgarın hızını azaltır, toprağı kökleri ile tutarak yağışların ve akarsuların toprağı taşımasını önler.

- Ormanlar, yaban hayatı ve av kaynaklarını koruru. Nesli tükenmekte olan hayvanların üretimi, korunması ve barınmasında koruma alanları oluşturur. Bu sahalar milyonlarca canlının yuvasıdır.

- Ormanlar bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon depoladıklarından, ikim üzerinde olumlu etkiler yapar. Aşırı sıcaklıkları düzenler, bir ısı tamponu gibi görev yapar. Sıcağı soğuğu dengeler, yaz sıcaklığını azaltırken, kış sıcaklığını artırır, radyasyonu önler.

- Su buharını yoğunlaştırarak yağmur haline gelmesini sağlar. Rüzgar hızını azaltarak toprak ve kar savurmalarını ve rüzgarın kurutucu etkisini yok eder. Bu nedenle açık alanlara oranla ormanlarda gündüzler serin geceler ise sıcaktır.

- Ormanlar, eğelenme, dinlenme ve boş zamanları değerlendirme imkanı sağlar. Havası, suyu, doğal görünümleri ve sakin ortamı ile özellikle şehirlerde yaşayan insanları kendisine çeker. Bu yönüyle insanların beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu rol oynar.

- Yerleşim alanları çevresindeki hava kirliliğini ve gürültüyü önlemesi ile insan sağlığı bakımından büyük önem taşır. Ormanların insan sağlığı üzerindeki bütün bu olumlu yararları nedeniyle büyük kentlerin çevresinde ormanlar yetiştirilmekte, dinlenme yerleri kurulmaktadır.

- Ormanlar, orman içinde ve dışında yaşayan insanlara çeşitli iş alanları sağlar, işsizliği önlemede etkin rol oynar, böylece köyden kente göçü azaltır.

- Ormanlar, ulusal savunma ve güvenlik bakımından da çok önemlidir. Askeri birliklerin savaş tesisleri ile araç ve gereçlerinin gizlenmesinde, savaş ekonomisi bakımından değer taşıyan reçine, katran ve tanenli maddelerin elde edilmesini sağlar,

- Ayrıca ormanlar barajların ekonomik ömrünü uzatır, doğal afetleri önler, ülke turizmine katkıda bulunur,

- Ormanlar, doğal güzellikleri ve sayılmayacak kadar çok faydalarıyla iyi baktığımız takdirde tükenmez bir doğal kaynaktır.



Gazla beni



Mayıs oldu.
Acısı oldu. Tatlısı oldu. Anısı oldu. Ağıtları oldu. Boya oldu. Gaz doldu. Devlet tarafından acısı , suyu oldu. Bayramı zehir zıkkım oldu.
1 Mayıs oldu. Doğum günüm , doğdum gün oldu.
İşçilerin bayramı , meydanlar doldu. Sokak aralarında kovalamaca , dayak oldu. Devlet eliyle pişkin pişkin açıklamalar oldu.
6 Mayıs oldu. Deniz olduk , Yusuf olduk, Hüseyin olduk. 6. Filo’yu denize dökenlerden olduk.
Hatırlarken ağlar olduk. İsyanımızı meydanlara , bloglara taşır olduk.
Halk için , Türkiye için canımızdan olduk.

İbrahim'e


Silah kucağında kanlar içinde
Vurulmuş yatıyor İbrahim yoldaş
Yiğitler ölür mü üç beş kurşunla
Doğrulmuş kalkıyor İbrahim yoldaş

Ali Haydar yerde bak yüzü boylu
Yiğitçe can verir yiğidin oğlu
Başı duman duman

Munzur'a doğru
Tırmanmış gidiyor
İbrahim yoldaş

İşkenceler devam ediyor böyle
Parça parça kesip diyorlar söyle sırları söyle
Sır vermeden ser veriyor seve seve
Böyle can veriyor İbrahim yoldaş

Halkımız arıyor seni heryerde
İşçiler ocakta köylüler dağda
Dökülen kanların kalmayacak yerde
Hesap soracağız İbrahim yoldaş

Kızılırmak

Hoşçakal



Hoşçakal

İşte gidiyorum bir şey demeden
Arkamı dönmeden şikayet etmeden
Hiç bir şey almadan bir şey vermeden
Yol ayrılmış görmeden gidiyorum

Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyoeum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum

Geldiğinde kalbim kırılmadı
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönemden gidiyorum

Kazım Koyuncu
Dinlemek isteyenlere

Hayırseverlik

Başlangıçta Türkistan taraflarında bir bölgenin hükümdarı yani dünya sultanı iken vâkî olan bazı ikazlarla hükümdarlığını bırakıp maneviyat sultanı olmaya azmeden, bunu da gerçekten başaran İbrahim Edhem (VIII.asır), bir gün büyük velilerden çağdaşı ve hemşehrisi Şakik Belhi ile karşılaştı ve ona sordu:
- Ey Şakik nasıl geçiniyorsun?

Şakik Belhi cevap verdi:
- Bulunca yiyoruz, bulmayınca sabrediyoruz.

İbrahim Edhem:
- Horasan’ın köpekleri de aynı şeyi yapıyorlar, bulunca yiyorlar, bulmayınca sabrediyorlar.

Belhi sordu:
- Peki siz ne yapıyorsunuz?

- Biz bulunca dağıtıyoruz, bulmayınca şükrediyoruz.

Seyrani

Eyvah fukaranin beli büküldü
Medet ticaretin gücüne kaldik
Eyiler alemden göçtü çekildi
Bizler zamanenin piçine kaldik

Kürkün ne kadar güzel , kanı bile üzerinde.


Kanada vb ülkelerde para için hayvan katliamları yapan ve bunlara seyirci kalan ama her seferinde bize medeniyet dersi vermek için yarışan ülkelere , bireylerine tek diyebileceğim "çüşşşşş insan mısınız?".

Yiğit Özgür'den*


*37927, sen çaktırmadan bak.

Ben sana doyamadum


"Yaşamın kıyısında" isimli filmi izleyenler bilirler. Filmin girişinde bakkal sahibiyle , babasının memleketi Trabzon'a giden filmin kahramanı arasında geçen bir diyalog vardır. Filmin kahramanı alışveriş yaparken radyoda çalan , Kâzım Koyuncu'nun söylediği "ben seni sevduğumi" isimli şarkının hoşuna gitmesinden midir yoksa farklı mı gelmiştir bilmem ama ...

fk(filmin kahramanı) - Bu şarkı nedir?

Bk (bakkal) - Kâzım Koyuncu , hiç duymadınız mı?

fk - Hayır

Bk - Burda Karadeniz'de çok tutulur.

fk - Tanımıyorum.

Bk - Artvin'liydi. 2 Sene önce kanserden öldü. Çokta gençti ha. Sizin yaşınızdaydı. Hep Çernobil'den. Bunların hepsi yeniyeni ortaya çıkıyor.



Ben seni sevduğumi da dünyalara bildirdum
Endurdun kaşlaruni babani mi eldurdum

En dereye dereye de al dereden taşlari
Bizden geçti sevdaluk al cebumden saçlari

Kız evunun onine da sereceğum kilimi
Oldi hayli zamanlar görmedum sevduğumi

Yaz geldi bahar geldi da açti yeşil yapraklar
Bana sana doyamadum doysun kara topraklar

Yaşamın Kıyısında (Sözü geçen sahne)

Memleketime sahip çıkın ulan!

Belgesel olsun , gerisi yalan olsun


Ülkemizin eğitim düzeyinin , eğitim kalitesinin ne olduğunu anlayabilmek için teve programlarının izlenme oranlarına bakmamız yeterlidir sanırım. Bu tür istatistiklerde genellikle paparaziler , kavgalar, laf dalaşları gibi insanoğluna hiçbir yarar getirmeyecek programlar ön safları doldurur.
"Arkadaşım sanane , biz istediğimizi izleriz veya izlemeyiz" diyenleriniz tabii ki çıkacaktır. Zaten bu kısmına da sözümüz yok. Ama neden bu tür konular hakkında yapılan kamuoyu araştırmalarında “Tevede ne tür programlar izlemek istersiniz?” sorunun devamında cevap olarak "Eğitim programları olsun, belgesel olsun" gibi hayatınız boyunca tesadüfen denk geldiğimiz , kanalı değiştirmezsek eğer ancak bu şekilde izleyebildiğimiz programları dile getirme ihtiyacı duyarız ki. Var mıdır bu ruh halinin bir açıklaması. Bilen varsa , bir adım öne gelsin.

Kaliteli eğitim şart.

Okuyucular Yordu Bizi


Gazetelerin internet sitelerinde, haberlerin hemen altında verilen okuyucu yorumları beni fena halde düşündürüyor. "Bu habere ilk yorum yapan siz olun" çağrısının cazibesine kapılan okurlar sözkonusu haberle ilgili fikirlerini özgürce ifade ediyorlar. Ediyorlar etmesine de, klavyede bastıklarını ekrandan okumadıklarından olsa gerek haberlerin altında uzayıp giden okuyucu yorumları dönüyor, dolaşıyor, bir şekilde haberle alakasız bir hal alıp, ülkemizde yaşayan herhangi iki kutbun (son zamanlardaki genellikle malum siyasi gerilimle ilgili iki kutup) çekişmesine dönüyor. Aman hem de ne çekişme! Akıllar naftalinlenip kışlıkların arasına kaldırılıyor, diller sivriltiliyor ve normalde ağza alınmayacak hakaretler ağızlarda gevelenip karşı tarafa (kimse artık onlar) fırlatılıyor son derece mesnetsiz ve tutarsız bir şekilde. Kitleler sanal alemde de sağduyudan yoksun bir hale geliyor demek ki. Allah ıslah etsin.


Dün akşam bu durumun trajikomik örneklerinden birine Vatan gazetesinin internet sitesinde rastladım. CERN'de (Nükleer Araştırmalar için Avrupa Konseyi) LHC (Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) projesi kapsamında yapılan yüksek enerjili parçacık deneyleriyle ilgili bir haberde, iki bilim adamının deney sırasında oluşacak kara deliklerin evreni yok edebileceğini iddia ettikleri bildiriliyordu. (haberin tam metni için bkz:http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=170491). Bu haberi alan okuyucular döktürmüş tabii ki. işte yorumlardan bazıları.



"Başlarını örtmüşmü bunlar. önemli olan bu. karadelik, kırmızı delik beni ilgilendirmez."(illa türban polemiği)


"SAÇMA,İNSANOĞLU TAM 200 YILDIR OLANCA GÜCÜYLE ÇABALIYOR AMA BİR TÜRLÜ BU YAŞLI GEZEGENİ YOK ETMEYİ BAŞARAMADI. KÜÇÜK BİR DENEYLEMİ YOK OLACAK.GÜLDÜRMEYİN..." (Küçük dediği deneyde 14000 GeV enerjiden bahsediyorlar. Bu yorumu yapan arkadaş nasıl büyük deneyler yapmış acaba? Örneğin osuruğunu yakmaya çalışmış mıdır?)


"İstediğiniz deneyi korkmadan yapın.Dünya 311 Trilyon 040 Milyar yıldır dönüyor ve 432 Trilyon yıla kadar dönecektir.Bugün yaşayan insanlığın sonu 2037 martında cehennemde son bulacaktır." (yorumsuz)


"Bisey olmaz ,Baykal anayasa mahkemesine goturur,mahkeme laiklige karsi bir yonunu bulup iptal eder merak etmeyin. bilimadamlarina da 50-60 sene bilim yasagi koyarlar olur biter." (gündeme gönderme yapmadan rahat edemeyen insan modeli)


"DÜNYANIN SONUNU ANCAK ALLAH BİLİR BUNLARA KAFA YORMAYIN" (abinin kafa bu güne kadar hiç yorulmamış. Sahibinden az kullanılmış beyin mahsülü bu yorum)


"islam alemi ne zaman böyle bilimsel çalışmalar yapacak veya o laboratuvarda çalışan bayanlar türban takıyor mu diye merak ediyorum!" (don da giymiyorlarmış abi merak ediyorsan)


"AKP kapatılmadan dünyanın sonu gelirse bundan da pay çıkarırlar...."(erdener abiye verin bunu)


"AB-ABD HER TÜRLÜ TAVİZİ ALMIŞTIR.ÜLKE PARÇALANMAYA DOĞRU. ABD-AB-REHN-CHENEY-ETEKLİ ARAP ŞEYHLERİ AKP İN YANINDA" (süper saptama. kimse yapamamıştır bu güne kadar.)


"bu karadelik turbanlıları alsın, dunya temizlenisin, başta tayipin oğluna aldığı gemicigi bide zimmete gecirdigi paralarıda alsa :D" (abi karadeliği doğalgaz çukuru falan sanıyor)


" Erdal arkadaş, bu gemiciklerin 4 tanecik olduklarını henüz bilmiyorsunuz galiba. Tabii yenileride yolda evel Allah." (hemen bilgi takviyesi)


"Yazık be sizlere bu türbanlılara neden bu kadar tepki var anlamak zor hanginizin annesi yada ninesi kapalı değidi yazık sizlere !!! elinizden gelse hepsini öldürceksiniz şu dediklerinize bakın :S"


"Türban takan kadın,arap misyoneridir,arap milliyetçisidir,medya çalışanı veya hükümet çalışanıysa arap ajanı konumundadır.Kimse dindarlık maskesi ardına sığınıp arap faşizmini yayamaz.Din soyut bir kavramdır.Somuta çevrildiğinde suç teşkil eder."


"Batsin bu dunya." (işte bu yorum bitirir beni. gönderin CERN'e Müslüm Baba'yı. Kara delik falan kalmaz)



İşte durum böyle. Akıldan, mantıktan yoksun, bilimden teknolojiden bihaber yiyiyoruz birbirimizi.

Yaz Kızım ; Taka da tuka


    Yaşı artık yolun yarısına gelmiş olanlar veya nerdeyse o sınıra yaklaşanlar iyi hatırlarlar , hakim amcanın “yaz kızım” diye başladığı sözcüklerin devamın da takada tuka seslerini. Bir zamanların yazma makinaları , daktiloları. Hatta birçok filmde rol almışlardır. En acıklı sahnelerde , en baş köşelerde. Bazen kalem kırmış , cezalara , idamlara tanıklık edip , çok büyük acılara ortak olmuşlardır. Bazen af buyurmuş , sevindirmişdir. Zamanla onlarında emekliye ayrılma zamanları gelmiş , teknoloji onları tozlu raflarda unutturup , bir anı olarak bir kenara itip bırakmıştır.
 Bir zamanlar , bugünkü gibi meşhur mu meşhur inglizce daktilolar pek revaçtaymış. Takada tuka sesleri , o zamanlar pek ağırmış , pek hantalmış. E Türkçe ile alakası olmayan bu klavye pek rahatsızmış. İhsan Yener Bey dayanamamış “durun agalar bu ne hantallıktır , biz ne devrimler yapmış bir milletiz. Bir devrim daha yapar , bununda altından girer , üstünden çıkarız” demiş. Yıl 1943.
    Hemen çalışmalara başlayan İhsan Bey, uzun çalışmalar , zorlu koşullar altında çalışmalarının dikkate alınmasını 1955 yılında başarabilmiş (Her atılım da birbirimizi paçasından aşağıya çekmesini severiz ya. Huyumuz kurusun). Kurulan İhtisas komisyonunda F klavye “Standart Türk Klavyesi” olarak onamış. 1963 Yılında Gümrükler Kanunu'na eklenmiş , 1974 yılında Türk Standartları Ensititüsü "Zorunlu Standart" olarak onamasıyla ile kesinlemiştir.

O günlerden bugüne kadar gelen F Klavye , bugünlerde pek sıkıntılı. Bu ülke için yapılmış olmasına rağmen üvey evlat olarak muamele gömesi çok koyuyor olsa gerek. Malum gavurca notbuk denilen dizüstü bilgisayarlarda F Klavye bulmak zor. Nerdeyse yok. Masaüstlerinde ise bir nebze.

Her zamanki gibi yine gelişicez , değişecez , avrupalı olacaz diye verdiğimiz çok büyük ödünlerden sonra ufak bir ayrıntı olarak kalsa da hepimiz için önemli bir ayrıntı.

deepnote: Biraz espiri , biraz bizden , biraz hayattan.

F Klavye için geniş bilgi

AZPARAGAZ


"Sene 1963 yazı. Hürriyet'te çeşitli alanda ünlü yabancıların İstanbul ziyaretlerini izleyen 'Beyoğlu muhabiri' görevindeyim. O yıllarda İstanbul şimdiki gibi ünlülerin kapı komşusu bir kent değil, haber çıkarmak için sürekli koşturuyoruz. Gazeteye eli boş döndüğüm bir akşam haber kaynaklarımı telefonla yoklarken önümdeki masada oturan Yener Tuğrul yaklaştı: 'Bana Amerika'da küçük bir şehir, bir de erkek adı versene?' Aklıma gelenleri kağıda yazdım. Yedeksubay Yener sempatik bir çocuk. Muhasebe müdürümüz Erdal'ın hala oğlu. Antalya'dan izinli olarak gelmiş, amatör muhabirlik yapacağını duymuştuk. 'Hayrola, ne yazıyorsun?' dedim. Heyecanla yanıtladı: 'Bomba gibi bir haber yakaladım. Amerikalı teneke kralının kızı İstanbul'da yoksul bir Türk'e aşık oldu, evlenecekler. Bir gecekonduda yaşıyorlar. Babası haber almış, mirasından çıkaracak kızını.' Konu benim sahama giriyor. Canım sıkıldı. Az sonra foto muhabiri Yurdaer Acar masamın üstüne 18X24 boyutlu bir dizi fotoğraf koydu: 'Büyük haber, manşetten girer. Kesin ikramiye alırız.' Fotoğraflarda genç bir erkekle başı gitarına eğilmiş bir kız. Erkeğin yüzü ortada, kızın tüm fotoğrafları profilden çekilmiş. Uzun saçları yüzünün yarısını kaplıyor. Arkada ağaçlar, kontrplak bir gecekondu. Tepesinde 'azparagaz' yazılı. Soruyorum: 'Kızın yüzü niye kapalı? Yazıişleri yüzünü görmek ister.' Yurdaer 'Kız mahcup tabiatlı' diyor. 'Peki Azparagaz ne demek?''. ‘‘Para az, gerisi gaz diyor iki sevgili.' Yeşilçamlık senaryo. Olay birinci sayfadan yayımlandı ertesi gün. Yener ve Yurdaer maaş kadar ikramiye ile ödüllendirildi. Hürriyet'in rakibi Malik Yolaç'ın çıkardığı Akşam Gazetesi'nde birkaç gün sonra manşetten bir haber. 'Hürriyet'in yalanı. Amerikalı teneke kralının kızı aslında bir Türk deniz ataşesinin kızı. Yanındaki da ağabeyi. Azparagaz yazılı odacık da ataşenin Kanada'dan dönerken getirdiği buzdolabı, çamaşır makinesinin karton ambalajı.' "

Yukarıdaki yazı uydurma haber anlamına gelen "asparagas" kelimesinin türkçemize kazandırılışını anlatan, Doğan Uluç'un Hurriyet Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı. 1963 yılında her bulduğu habere mal bulmuş mağribi gibi atlayan basın aradan geçen 45 yılda kendini geliştirebilmiş mi? El-cevap: HAYIR

Bu akşam haberlerinde birçok TV kanalı sondakika haberi olarak EXPO 2015 için yapılan oylamayı İzmir'in kazandığını bildirdiler. Hemde büyük bir coşkuyla, EXPO'nun izmir için ne kadar önemli olduğunu (kazanıldığı son dakika haberiyle bildirilecek bu organizasyonun neden bu güne kadar ulusal baasında yer almadığı ayrı bir konu) anlatarak. Ama birkaç dakika sonra bu haberin asılsız olduğu, henüz oylamanın sonuçlanmadığı bildirildi aynı TV kanallarınca. Daha sonrada EXPO 2015 yarışını Milano'nun kazandığı. Anadolu Ajans olayı 19:00 da "İzmir’in EXPO 2015 başarısı...Uluslararası Sergiler Bürosu Genel Kurulunda yapılan oylamada, EXPO 2015’in İzmir’de yapılması kabul edildi." şeklinde duyurmuş. Şu anda internet sitesinde konuyla ilgili haber şöyle; "Paris'teki oylama sırasında dışarıya sızan ilk bilgilere göre EXPO 2015'in İzmir'de yapılacağına ilişkin haberlere rağmen, uluslararası alanda daha fazla tanınma avantajına sahip olan Milano, rakibi İzmir'i geride bıraktı."

O bilgiler dışarıya nasıl yanlış sızmış? Peki bizim bilmediğimiz daha başka hangi bilgiler bu basiretsiz medya vasıtasıyla beynimize sızıyor? Bütün ulusal yayın kuruluşları bu habere anında zıplamayı bilirken, hiçbiri neden "yahu bizi kim kandırmış?" diye merak edip araştırmıyor da olayı "yanlış anlama" olarak geçiştirmeye çalışıyor? Hiç mi utanmıyorlar?