27 Mart Dünya Tiyatro Günü




Geçmişe bakıldığı zaman birçok tiyatrocunun hayatlarının maddi sıkıntılar içerisinde geçtiğini görüyoruz. Bu kadar zahmetli ve getirisi diğer mesleklere göre çok aşağılarda olan tiyatroculuğa ısrarla devam edilmesinin nedeni ne olabilir? Bu soruyu tiyatrocu arkadaşlara sorsak sanırım verecekleri cevap “biz bu işe gönül verdik” gibi bir şey olacaktır. Yoksa başka ne olabilir? Bugün yırtık dondan fırlarcasına bu işin ne eğitimini almış ne de herhangi bir teste tabi tutulmamış insanlar sinemada , dizilerde rol alıyor. Ve bu rolleri oynarken tiyatrocu arkadaşların ömür boyu kazanacakları paralardan fazla kazanıyorlar. Benim için bu pek adaletli değil.
Son zamanlarda gördüğüm kadarı ile artık salonlar daha çok dolar halde. Sanırım okuldaki öğretmenlerin yaptıkları teşviklerle olsa gerek birçok genci öğretmenleriyle beraber salonlarda görmekteyim. Bu sevindirici.
Nereden duydum veya okudum bilmiyorum Almanya 2. dünya savaşından sonra ilk yapılanmaya tiyatro ve sanatla alaklı binaları yapmakla başlamışlar. Kültür işte. Konuyu toparlayacak olursam eğer , bugün 27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Yazarından , yönetmenine , oyuncusundan , seyircisine kadar bir bütün olan tiyatro camiasının bu güzel günü kutlu olsun. Beraber nice tiyatrolu günlere.
Saygılarımla...

Kara Panter

Gelmiş geçmiş dünyanın en iyi kalecilerinden biri, Lev Yashin. Her zaman giydiği siyah formasıyla bir efsane. Fifa Lev Yashin'i 20. yüzyıl dünya karmasına seçerek ne kadar büyük bir kaleci olduğunuda tescil etmiştir.




Yiğidim




Taraftarlık , rakip ile dalga geçebilmektir. :)

The Bucket List [2007]





Hollywood filmlerini pek sevmem , hatta itici ve saçma bulurum. Bu kadar saçmalığın arasında tabiki kaliteli oyuncularda çıkmıyor değil. Bunlardan ikisi Jack Nickholson ve Morgan Freeman. Jack Nichlson'ın The Shining'da ki oyunculuğu unutulmaz. Morgan Freeman diyince aklıma ilk gelen film ise yine bir efsane olan The Shawshank Redemption. İşte kaliteli bu iki oyuncu 2007 yapımı olup 2008'de vizyona giren Bucket List'de bir araya geliyor.
Filmin konusuna gelirsek eğer ; dostluk , aile ve insanların hayatlarında yapmak isteyip yapamadıkları olaylar üzerine kurgulanmış. Film gerçekten eğlenceli ve duygusal. Böyle iki kaliteli oyuncu biraraya gelince izlememek hata olur. :)
Edward (Jack Nicholson) milayerder , hastahane kolonisi kurmuş olmasına rağmen hayatında mutlu olamamış , aksi mi aksi birisidir. Carter ise ( Morgan Freeman) edward'ın tersine mutlu bir yuvası olan , alçakgönüllü , zeki , oto tamirciliğii yapan sade bir vatandaştır.. Bu iki farklı karakteri ortada buluşturan ise hastalıklarıdır.( Hemda Edward'ın hastahanesi. Farklı bir hastane olsa zaten garip olurdu. ) Edward'a ameliyat olmasına rağmen sonuç pek olumlu değildir. Doktorlar 6 ay ile 1 yıl içerisinde ömür biçerler. Bundan kısa bir süre sonra oda arkadaşı Carter için ise benzer bir haber gelecektir. Bu haberleri almalarının devamında bir akşam Carter eline bir kağıt kalem alarak birşeyler karalamaya başlar. Carter'ın yazdıkları Edward'ın dikkatinden kaçmaz. Carter ne yaptığını sorduğunda üniversite yıllarında prof'lardan birinin rahatlamak için hayatında yapmak istediği ama yapamadıkları şeyleri kağıda yazdığından bahseder ama göstermez. Edward'da vurur kafayı yatar. Edward sabah kalktığında akşamdan Carter'ın karaladığı kağıdın(bucket list) yerde buruşturulmuş şekilde atıldığını görerek okumaya başlar. Bu esnada Carter'da uyanır. Karaladığı kağıdın Edward'ın elinde olduğunu görünce bundan pek hoşnut olmaz ve ufak bir tartışma yaşanmasına rağmen tatlıya bağlanır. Edward kalan bu kısa ömürlerinde ikisininde yapmak istedikleri ama yapamadıkları şeyleri kağıda yazıp seyahate çıkmalarını önerir. Tabiki bütün haracamalar Edward'dan. Bundan sonra iki ihtiyar büyük bir serüvene yelken açarlar... Üç nokta. Çok merak ettiyseniz izleyin. Ben yazmaktan yoruldum. Bi de akşam. Yarın iş var. :)

Vatan sağolsun


Dur yolcu!



Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde sıra sıra selviler
Yüzbaşılar oturmuş asker öğütler
Of gençliğim eyvah!

Ruhunuz şâd olsun...

Eğitim şart , ama insana

İnsan ne kadar yazmak istemesem de o kadar çok malzeme çıkıyor ki yazmamak elde değil.

Şehit cenazesinde namazını kıldım. Üç tane leylek cami bahçesindeydi. Yemin ediyorum. ‘Şak şak şak’ diye bağırıyorlar. ‘Allah, Allah’ diye zikrediyorlardı. Cenaze namazı ardından oradakiler tarafından alkış koptu. Baktım ki biz neyiz ya! Biz Komünist miyiz dedim yav. Bolşevik miyiz? Allah diyor ki peygamberlikten sonra insanlara bahşettiğim en yüce makam şehitliktir. Bir baktım şehit cenazesinde alkış yapılıyor. Biz ve Türk ve Müslüman değil miyiz? ‘Bu bize yakışır mı ulan' dedim. Ondan sonra bir baktım beni tenkit ettiler. Bakın Bandırma Belediye listesi yapıldı. Listenin başına ağabeyimi koydum. Kim ne derse desin. Kim ne söylerse söylesin. Ama o benim ağabeyim. Bu toprak için, sizin ve benim gibi hayvanların rahat yaşaması için babasını toprağa veren, şehit bayrağını tabutundan alan, Diyarbakır'da şehit olan ağabeyini benimle beraber mezara indiren, kardeşinin sarılı olduğu Türk bayrağını tabutundan alan Celil ağabeyimi birinci sıraya koydum. Bandırma'nın şerefidir bu adam.”

Şimdi bu lafları söyleyen AKP Balıkesir Milletvekili Cemal Öztaylan. Adayını tanıtıyor. Burada ki amacı adayını övmek, gayet normal. Ama öyle kelimeler ediyor ki herkes şaşırıyor. Bizim oralada bir deyiş vardır; "Paşam diyeceğine pezevengim demek" diye. Bu da tam bu örneğe uymuş. Adayını överken herkese hayvan lafını yapıştırıyor. Hani bu uslup mahale ağzı bile değil. Çünkü bunu mahallede bir kalabalığa söylerseniz , dayak yersiniz. Ayrıca bu konuşmadaki şehitler üzerinden nemalanma kurnazlığına hiç değinmeyeceğim. Farkındaysanız son günlerde bu tür uslupler çoğaldı. Garip..
Meclis bile kahveden beter bir ortam haline gelmiş. Ayıp.

* Vekiller padişah değil halkın kölesidir.

Unutulurmu sandın Samet kaptan





* Çubuklu forma sana ne güzel yakışırdı be SAMET Kaptan.

Zar Adam - Luke Rhinehart




Uzun zamandır bitirmeye çalıştığım bir kitap olan Zar Adam hakkında bir şeyler yazmaya çalışacağım. Normalde kitapları bitirmem uzun sürmezdi ama açık söylemek gerekirse bu sefer kitaptan sıkıldım. Kitap özgün bir konuya sahip bunu inkar etmemek lazım. Ne kadarda özgün bir konuya sahip olsa da akıcılık olarak insanı pek fazla içine çektiği ve merak içinde bıraktığı söylenemez. Benim için , kitabın arkasında yazan “yüzyılın romancısı” gibi bir idda yazar için çok havada kalıyor..
Konuya gelirsek eğer; kitabın başrolünde bulunan karakter evli , iki çocuk sahibi , uzun boylu , iri yapılı , dini inançları olmayan bir psikiyatrist olan Luke Rhinehart. Kitabın yazarı ile ilgili aynı ismi taşıyor. (Bazen kitap gerçek midir , değil midir diye kafama sorulara takılmadı değil. Çünkü tarihler verilip , kaynaklar belirtiliyor. ) Luke hayatından sıkılmış artık tad almamaya başlamıştır. İşte bu zamanlarda zar adam teorisi ortaya çıkıyor. İlk önce kendisinde başlayan bu değişim daha sonra hastalarında denen bir terapiye , daha sonra ailesi üzerinde etkili olmaya başlarken , dostlarına ve en sonunda terapi merkezlerine kadar uzanıyor.
Nedir peki Zar adam? Veya rastgele adam.
Zar adam , zarlara verdiği seçeneklerle kısa vadede veya uzun vadede hayatına yön vermeye dayanıyor. Bu seçenekler içerisinde iyi , kötü , istekli ,isteksiz şekilde bir çok şey bulunuyor. Nedir bu şeyler? Bunun içinde alt kata inip en iyi arkadaşını karısına tecavüz etmekten , adam öldürmeye , ailesini terke etmeye kadar varan seçenekler var. Karakter ise zar adamı şöyle tanımlıyor;”insanların içinde toplum veya din gibi yapıların soyut , somut dayatmalarına karşı baş kaldırış. Yani insanda bir çok karakter mevcuttur ve bunlar baskıyla derinlere gömülür , bunları ortaya çıkararak daha özgür insanlar yaratılabilir.
Kitabın konusu bu şekilde yaşam tarzını benimseyen kahramanımızın yaşadıkları üzerine kurgulanmış. Hani bugün bu kitap üzerine bir film çekilmek istense filmin afişine +18 ibaresi konması şart. Çünkü kitabın içerisinde pornografik içeriklerin yanında , mide bulandırıcı sahnelerde bulunmakta. Bunları sizle paylaşıp mideniz kaldırmayım. :)
Dediğim gibi konu olarak gerçekten özgün bir kitap ama insanoğlunun ne kadar sapıtabileceğinin kanıtı. Ben şuna inanırım; insan düşünüyorsa eğer uygular. Bunu belki o insan değil ama aynı düşünceleri paylaşan başka bir insan gerçekleştirir.
Kitap özgün konusu ile ilgi çekici ama onun dışında akıcılık ve okuyucu içine çekme açısından eksik.

Rabbime sordum : "Cleveland SSK" dedi

Bakan Unakıtan için "Bypass" başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda sevgili dostumun uyarısı ile daha büyük bir bomba olan eşinin söylemlerini atladığımı fark ettim.

İlk önce sayın Bakan'ın hanımın sözlerini hatırlamak gerek diye düşünüyorum.

Ahsen Unakıtan “Açtım ellerimi dedim ki ya rabbi, bu nerede olursa iyi olur. Ben şu anda hiçbir şey düşünemiyorum. Sen bana doğru ve hayırlı yolu göster ve beni oraya yönelt diye dua ettim. Bakana dedim ki ‘Benim içime Amerika’da Cleveland yazıyor, önce rabbime sonra oraya gidersek’ dedim ve ‘peki’ dedi yolculuk böyle başladı”

İşin özü şu ; hanımefendi ellerini açıp dua ediyor. Ve Rabbim ona Cleveland diyor. Bizde kendisine yuh diyoruz. Yaşar Nuri Öztürk'ün bu konu ile ilgili birebir uyan bir kitabı var. İsmi de "ALLAH ile kandırmak". İşte halkı aptal yerine koymak, insnların duygularının sömürülmesi , dinlerinin istismar edilmesine en güzel örnek. Cleveland'a gitmelerini de kılıfa uydurmuş oldular. Rabbinin emrine uydular. Yoksa ne işleri vardı Cleveland'da.

Rabbim bende gidebilirmiyim? Ama devlet parasıyla.

Espirili halkımın bu konu ile ilgili bir iki yazısınıda buraya yapıştırayım.

-------------------------------------------------------------------------------------
"rabbime sordum sayın bakan nerde ameliyat olmalı diye... içime bir his doğdu, abd'de cleveland diye..."
nasıl bir cevap, nasıl bir yorumdur? "rabbime sordum cleveland dedi." denir mi hiç?
benim babam da soruyor rabbine. rabbi de "ssk okmeydanı" diyor. ne hikmet lan bu?


- ya rab, sen bi akıl ver bi yol göster..
- kilıvılınd...!!
- yok rabbim, bizim ki sağlık işi değil, kriz, yoksulluk, işsizlik, o bakımdan sordum...!!
- gitbiçaykoy...!!!

Dünyayı verelim çocuklara - Nazım Hikmet




Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
dünyayı çocuklara verelim
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler

21 Mayıs 962, Moskova

deepnote: Büyük ustadan çocuklarımıza , bize gelsin.

LÖSEV'e gönül verdik




Hafta başında internet üzerinden yaptığımız başvuruya perşembe günü dönüş yapıldı. Cumartesi günü saat 16:00'da yapılacak tanışma toplantısına davet ediliyorduk.Cumartesi günü sevgili dostumla beraber Üsküdar sahilinden motorla karşıya geçip , Levent'e doğru yol aldık. Havanın yağmurlu olması insanın şevkini kırmıyor değil. Hani başka bir iş olsa şu soğuk ve yağmurlu havada çekilmez ya. Lösev'e vardığımızda bizim gibi düşünen , hisseden yaklaşık 30 civarın insan görmek güzeldi. Nerdeyse hepsi genç insanlardı. Sanırım çoğuda üniversite öğrencileriydi. İnsanların özel hayatlarından vakit ayırıp başkaları için birşeyler yapmaya çalışması gerçekten hoş, huzur veren bir duygu. İnsanın içini anlamsız bir mutluluk kaplıyor. Bu tanışma toplantısında iki hanımefendi Lösev'in çalışmaları hakkında katılan gönüllülere derinlemesine bilgiler verdiler. Toplantıda anlatılanlar ve lösemi hastalığı hakkında sizlere kısa bilgiler vermek istiyorum.

Lösemi halkın diliyle anlatmak gerekirse kan kanseri olarak belirtebiliriz. Lösemi yaklaşık 3 yıllık bir tedavi sonucu %90 -91 varan düzeyde tedavi edilebiliyor. Tabiki bu süreçte tedavi masrafları çok yüksek. 150 ile 250 bin Tl arasında bir fatura çıkıyor. Türkiye'de bu hastalığın pençesinde olan insanlarımızın %80 askeri ücretin altı %17 sı ise hiç geliri olmayan insanlar. Lösev istanbul'da ki şubesinde yaklaşık olarak 80 çocuğumuzun ihtiyaçlarını gideriyor. İhtiyaçların içinde eğitimde var tabi. Ayrıca aylık olarak karşılıksız bir şekilde 250TL'lik burs bile veriliyor. Bunun yanında Ankara'da dünyanın ilk bedava ve özel hastanesi Lösante'yi kurmuşlar. Daha insanar için o kadar çok şey yapıyorlar ki. Mesela dünyada bir ilk olan lösemili çocuklar haftasını düzenliyorlar. Bu haftada dünyanın farklı yerlerinden çocuklar birbirleriyle kaynaşıyorlar. Başka, ailelerine meslek bile kazandırıyorlar. Ve bu yardımların büyük bir bölümünü gönüllüler üstleniyor.
Yazıcak o kadar çok şey var ki yazmakla bitmez.

Sizde bi gönül verin.

Tiyatro - Maskeliler





Oyunun konusu Filistin'de bir kasap dükkanında geçiyor. Üç filistinli kardeşten ortancası Filistin direnişçilerinden biridir. Küçük olan ise bu kasap dükkanın sahibi , büyük olan ise bir lokantada çalışmaktadır. Kasabaya yapılan saldırı sonucu filistin direnişçilerinin kayıplar vermesi üzerine direniş yönetimi kendilerini ispiyonladığını düşündüğü kişilerin sorgulanması ve cezalandırılması için ailenin ortanca kardeşi kasabaya gönderir. Ortanca kardeş için zor olan ise şüphelilerden birisinde büyük kardeşi olmasıdır. Kasap dükkanında hem aile içi hemde yapılan hainliğin sorgulaması yapılacaktır.

Deepnote: Teve ekranlarından da tanıdığımız insaların sahnelediği bu dram tarzı oyun, gerçekten oyunculuk performansı ve konusu olarak ilgici çekici. Politik olmasının yanında güncel olmasıda oyunun artı yönlerinden biri. İzlemenizi öneririm.






Yazan : ILAN HATSOR
Yöneten : TANER BARLAS
Yardımcı Yönetmen : ALİYE UZUNATAĞAN
Çeviren : N. TARHAN
Oynayanlar : LEVENT ÜZÜMCÜ , MEHMET GÜRHAN , SERDAR ORÇIN
Sahne Tasarımı : DUYGU SAĞIROĞLU
Kostüm Tasarımı : ZUHAL SOY
Işık Tasarımı : MURAT İŞÇİ
Müzik Yönetmeni :
Yönetmen Yardımcısı : PıNAR AYGÜN-DERYA ÇETİNEL-SAMET HAFIZOĞLU

Bypass

Bakan Unaktıan güzel ülkemize Amerika'dan dönüş yapmış. Hadi geçmiş olsun. Ucuz atlattı. Malum kalp bu , başka birşeye benzemez. Annem'de de bulunan bu muzdarip hastalıktan kurtulabilmek için bypass'ından tutunda farklı tedavi şekillerine kadar denemediğimiz yöntem kalmadı. Eh işte bugün çok şükür ayakta. Fena sayılmaz. Biraz dertlendim. Hastalık zor.
Asıl konumuza dönecek olursak eğer bağlamak isediğim nokta birçok hasta Atatürk'ün kendini emanet ettiği gibi kendilerini Türk doktorlara emanet ederken sayın Unakıtan neden emanet edememiştir? Sonuçta insan kendini daha emin ellere teslim etmek ister , Türk doktorlarına güvenmemiş olabilir. Bu da doğaldır. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nin bakanı Amerika'da yapılan bu ameliyat için harcalamarı kendi cebinden mi ödemiştir? Yoksa devletemi ödetmiştir? Kendi cebinden ödediyse zaten söyleyecek lafımız yok. Ya devletin kasasından yani bizim cebimizde çıkıyorsa. Düşünün; yol masrafı , otel giderleri , ameliyat masrafı , refakatçi veya refakatçilerin masrafları gibi parasal konularda halka ödetilen fatura ne kadardır?

Kendi adıma açıklama yapılmasını istiyorum.

Psikopat - Keith Ablow



Bundan bir iki ay önce bitirdiğim ama tanıtmaya fırsat bulamadığım Psikopat isimli kitabı tanıtmaya ve kitap hakkında ki düşüncelerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım.

Kitabın boşrolü olarak tanıtmlayabileceğim iki karakter bulunmakta. Bunlardan birincisi uzun boylu , çok yakışıklı olmamasına rağmen çekici ve işinmde çok başarılı olan psikiyatrist Jonah Wrens. Diğeri ise yine uzun boylu ,orta yaşlarda , çözdüğü davalarla öne çıkmış bir psikiyatrist Frank Clevenger.
Jonah sabit bir hastanede görev yapmamakta , kısa süreli olarak hastanelerde çalışıp hastane hastane dolaşmaktadır. Giyimine dikkat etmesi , altındaki arabanın BMW X5 olması , çekiciliği , konuşmasındaki güvenirlik ile hem manevi olarak hemde maddi açıdan karşısındakini çok rahat etkileyebilmektedir. Kitapdaki karakterimizin üstlendiği rol ise dış görünüşüne göre tamami ile terstir. Bu kadar olumlu özelliklerine rağmen karakterimiz içindeki öldürme içgüdüsüne karşı koyamamaktadır. Yaptığı ülke içi yolculuklarında yollarda karşısına çıkan otostopçuları arabasına alıp , kendileri ile hayatlarını paylaşmalarını istemektedir. Kendisi ile hayatlarını paylaşmadığını düşündükleri insanları vahşice boğazlarını keserek öldürüp, kurbanlarından kan örnekleri almaktadır . FBI bu olaylar karşısında herhangi bir çözüme ulaşamamaktadır.
Frank Clevenger bir önceki cinayet davasında büyük bir başarı yakalamış bir cinayet vakasını çözmüştür. Bu aile cinayetinde suçluların aile fertleri çıkması ile ailenin küçük oğlu ortada kalmıştır. Bunun üzerine ortada kalan genci Frank evlat edinir.

FBI çözemediği bu davada Frank'den yardım ister. Artık oyun başlamıştır. Bu iki dahi psikiyatrist arasında ki psikolojik savaş gazetelerden birbirlerine yazdıkları mektuplarla ortaya dökülmeye başlar. Bu psikolojik savaş içinde Frank babalık görevlerini yerine getirmeye çalışırken ayrıca FBI'da aynı dava içinde beraber çalıştıkları bir ajana aşık olmasıyla konu daha da içinden çıkılmaz bir hal alır.


Deepnote: Konu olarak çok üst düzeyde olan bir kitap değil. Bir iki ince ayrıntı dışında klasik amerikan filmlerinin senaryolarına benziyor. Hani öyle sonunu çok merak ettiren cinsten bir kitapda değil. Biraz gerilim , biraz psikoloji , biraz aşk , biraz aile temaları ile bezenmiş orta sınıf bir kitap.

Yiğit Özgür'den



deepnote: Birilerine ithafen...

Neyzen Tevfik





Bir şiir;

Felek

Yamansın her zaman aldattın beni,
Kâh düşürdün kâhi kaldırdın felek!
Mecnun'sun diyerek Leylâ peşinden,
Issız vâdilere saldırdın felek!

Rehbersin dedin ben ise kördüm,
Elimle başıma çok çorap ördüm.
Kendimi bıraktım âlemi gördüm,
Hesapsız günahlar aldırdın felek!

Şifadır dedin zehir tatdırdın,
Gençliğin okunu boşa attırdın,
Körlerin yurdunda ayna sattırdın,
Çıkmaz sokaklara daldırdın felek!

Barışmadı gönlüm merd ile zenle,
Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle
Hicran köşesinde bozuk düzenle,
NEYZEN'e her telden çaldırdın felek!

Sahra-i cedid 1913




Bir fıkra;


Yesilayci bir profesör, "içkinin zararlari" konulu bir konferans veriyormus.Konusmasinin bir yerinde dinleyicilere sormus:
" iki kovadan birine raki digerine su doldurup bunlari bir esegin önüne koysak, esek hangisinden içer acaba " Dinleyiciler hep bir agizdan " Suyu " demisler. " Neden suyu içer" demis profesör, Neyzen hemen atilmis " Esekliginden "
Ahmet Rasim milletvekilligi döneminde bu espriyi Mustafa Kemal'e anlatmis.M.Kemal bunu çok begenmis.
Atatürk beraberindekilerle bir aksam çiftliginde içerken,az ötede dolasan bir köylü çocugunu yanina çagirarak sormus :
--Biz ne yapiyoruz ?
--Raki içiyorsunuz.
--Söyle bakalim, iki kovadan birine raki digerine su doldursak,bunlari esegin önüne koysak,esek hangisini içer ?
--Rakiyi !
--Aman,demis,sebebini sormayalim!!!



deepnote: Büyük adammış Neyzen. Usta'ya saygıyla...

1968, Sosyalizm ve CHP

Sosyalizm’in asıl amacını bilmeden konu hakkında söyleyeceklerimiz havada kalacaktır. Ülkemizde yıllarca sosyalizm hakkında kötüleme politikaları ile insanların kafasında farklı bir imaj oluşturulmasının yanında başa gelen bazı partilerin ve insanların sosyalizm’i kullanarak yaptıklarıda ortadadır. Son yirmiyıla bakarsanız eğer ne demek istediğimiz daha net anlaşılacaktır. İlkönce sosyalizm’in ne demek olduğunu açıklamak faydalı olacaktır. Sosyalizm veya toplumculuk, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Sınıfsız bir toplumun yaratılması amacı gütmektedir. Yani kısacası herkesin eşit olduğu bir toplum yaratma düşüncesidir.

Günümüze gelecek olursak eğer şuanda sosyalist bir parti olduğu söylenen CHP , en ön saflarda gelen partidir. Peki CHP gerçekten sosyalistmidir? Bana soracak olursanız eğer , CHP ne kadar da sosyalist olduğunu söylesede ne sosyalizm ile ne de parti isminde bulunan halkçılık ile yakından uzantan alakası yoktur.
Bunu biraz daha açmak gerekirse eğer halkın sorunlarına eğilip , halkla birleşmeyen , doğu ve güneydoğu anadoluya uğramayan bir parti nasıl halkçı , sosyalist bir parti olabilir. Bu söylemler sadece ve sadece lafta kalır. Sosyalizm herkesi kucaklarken , siz sadece aydın kesimi diye hitap edilen kesimleri kucaklıyorsanız eğer siz nasıl olurda halkçı olduğunuzu idda edersiniz.
1968 Kuşağını bugün ile kıyaslama yaparsanız eğer aradaki farkı çok bariz bir şekilde görmeniz kaçınılmazdır. Bugün lafta sosyalist olduğunu söyleyenler ancak kapitalistlerin yandan yemişleridir.

Bahtiyar öksüz kaldı






Geçiyor önümden sirenler içinde
Ah eller üstünde çiçekler içinde
Dudağında yarım bir sevda hüznü
Aslan gibi göğsü türküler içinde

Rastlardım avluda hep volta atarken
Sigara içerken yahut coplanırken
Kimseyle konuşmaz dağ gibi titrerdi
Çocukça sevdiği çiçeği sularken

Diyarbakırlıymış adı bahtiyar
Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar
Geçiyor önümden gülyüzlü bahtiyar
Yaralıyım yerde kalan sazı kadar

Beni tez saldılar o kaldı içerde
Çok sonra duydum ki Yozgat'ta sürgünde
Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler
Mavi gökyüzünü ona dar etmişler

Gazete çıktı üç satır yazıyla
Uzamış sakalı çatlamış sazıyla
Birileri ona ölmedin diyordu
Ölüm bir yanında hüzünle gülüyordu


deepnote: Yusuf Hayaloğlu'nu kaybettik. Başımız sağolsun.

Kime Saygı

Çok severek okuduğum ve yazdığım Penche'de ki arkadaşlarımızdan biri çok ilginç bir noktaya haftaiçi kısada olsa ile değinmişti. Bende bu ilginç olaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Geçen hafta içesinde THY yollarına ait olan bir uçak Amsterdam'da düştü ve bu kazada 9 insan hayatını kaybetti. Bu acı olay üzerine haftasonu oynanan Türkiye futbol ligindeki maçlarda ölenler için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Belki buraya kadar "eee bundan ilginç veya gariplik nerede?" diyenleriniz olabilir. Biraz düşünelim. Ülkemizde her yıl trafik kazalarında yüzlerce insanımızı kaybediyoruz. Bu kazalardan bazıları katliam gibi. Ama ben bugüne kadar bu kazalardan sonra herhangi bir saygı duruşu yapıldığını hatırlamıyorum. Böyle birşeyi hatırlayanınız varmıdır? Sanırım olmayan bir olayı hatırlayamazsınız. Peki karayollarında ölen insanlarımızın bindikleri araçlarmı ucuzdu da saygı duruşunda bulunulmadı yoksa bu insanlarımız diğer insanlardan dahamı değersizdi de umursanmıyorlar. Veya şöylede bakabiliriz karşımızdaki resime; uçak kazasında ölen insanların üzerinden diğer ülkelere gösteri mi yapılmaya çalışılıyor? Nedir bu farkın nedeni?

deepnote: Ölenlerin yakınlarına ,sevdiklerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Amme hizmeti - 50$ Cepte

Cep ya da Sabit telefonunuza +39319326 ile başlayan numaralardan ( +39319326xxxx) gelen cevapsız aramaları dikkate almayınız ve kesinlikle geri aramayınız.

Yeni bir dolandırıcılık yöntemi olan bu yöntem ile telefonunuz bir kez çalıyor ve kapanıyor. Siz cevapsız çağrıyı gördüğünüzde numarayı geri arıyorsunuz.
Karşınıza çıkan ve çeşitli dillerde konuşan robot ile yaptığınız görüşmenin dakikası 50$ civarında bir rakam olarak kullandığınız hattın faturasına ekleniyor.

!!! Bu arama tamamen yasal olduğu ve aramayı siz yaptığınız için kesinlikle itiraz etme şansınız bulunmamaktadı r. !!!

Slumdog Millionaire [2008]





Bugün sevgili dostumla dişe dokunur o kadar şey yaptık ki sırası ile hepsine değinirim. Bugünlerde gündemde olan ve yanılmıyorsam eğer 8 dalda Oscar'a layık görülen bir film hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşarak başlamak daha iyi olacak.
Filmimizn ismi Slumdog Millionaire. Hindistan yapımı bir film. Benim aklıma hindu filmleri geldiğinde abzurt abzurt yerlerde ortaya fırlayan dansçılar gelir nedense. Bu filminde bu tür bir film olacağı kanaatindeydim ki sevgili dostumun "bu filme gidelimmi?" sorusuna "gidelim" diyene kadar. Genellikle bu tür sorulara cevabım hep "evet" olmuştur. Yes Man tarzı bir yaklaşım sanırım. Kıramıyorum ne yapıyım. İyiki de evet demişim. Bu sayede inanılmaz bir film seyrettim. Ne ortaya fırlayan garip dansçılar vardı ne de abzurt bir konu.
Filmin konusunu sanırım basından az buçuk takip etmişsinizdir. Ama ben yinede ufak bir üzerinden geçmekte fayda var diye düşünüyorum.
Filmimizin kahramanı (Jamal) bizim kim 500 milyar ister tarzı bir yarışmaya katılıyor ve büyük ikramiyeye doğru emin adımlarla yol alıyor. Büyük ikramiye için sorulacak son soru esnasında zamanın dolduğuna doğru dair zil çalıyor ve o günkü yarışma sona eriyor. Yarışmanın sunucusu filmin kahramanını polise hile yaptığı iddasıyla şikayet ediyor. polis bu şikayeti ciddiye alıp kahramanımızı içeri alıyor ve sorgulamaya başlıyor. Bu sorgulama esnasında kahramanımızın her soru için yaşadığı bir olay ve hayat hikayesi anlatılıp yavaş yavaş seyirceye sunulmaya başlanıyor.

deepnote: Böyle bir yarışmanın akasına böyle bir hayat kurgulayıp bunu seyirciye aktarmak çok özgün bir fikir. Ayrıca bu fikrin bu kadar güzel anlatılması ve müzikler ile desteklenmesi filmi daha da mükemmel yapmış. Seyredilmesi gereken bir film.


Unutmadan "hadi canım danssız bir hindu filmi çekmişler. Şaşırdım." diyecektim ki lafımı ağzıma tıktılar.

Beyaz'a özlem

Uzun yıllar sonra ilk defa bu sene kombine almadım. Sevgili dostum , kardeşim ısrar etmesine rağmen bu mücadeleyi ben kazandım. Son yıllada yaşananlardan sonra buna ne kalbim ne de sinirlerim dayanabiliyor. Belki de yaşlanmamızın bunda etkisi vardır.
Bu kadar zaman sonra ayrı kalmak bünyede istenmeyen tepkilerede neden olmuyor değil. Artık dayanılamayacak duruma geldiğimiz zaman tekrardan Dolmabahçe'nin yollarına düşüp , o havayı tenefüs edip kendimize geliyoruz. Bu da bizi bir zaman idare ediyor. Ağrı kesici misali.

Asıl konumuza değinmek gerekirse son 15 yıl yaşanan erezyon gerçekten çekilmez duruma geldi. Kapitalist dünyanın istediği şekilde tribün profilleri şekillenmeye başladı ve yaratıldı. Bir zamanların taraftarlık olgusu artık bitirilip , müşteri zihniyetinin yerleştirilmesi ile doruğa çıktı. Günümüz de rakiplerimiz olan gs ve fb bunun en açık örneğidir. Müşteri zihniyeti ile yaratılan bu seyirci toplulukları başarı olmadığı sürece tribünleri doldurmamakta , dolduranlar ise başarısızlığın devamında sahada oynayan kendi oyuncuları dahil olmak üzere inanılmaz derecede hakarete varan davranışlarda bulunmaktadırlar .
Futbol bir oyundur. Oyunda kazanmak olduğu gibi kaybedenin de olduğunu bilmek gerekirken “sadece ben kazanayım ama nasıl olursa olsun” mantığı günümüzün olmazsa olmazı olmuştur. Beşiktaş'ımıza ise kapitalist dünyanın biçtiği rol Serdar Bilgili zamanından itibaren başlayıp Yıldırım Demirören zamanında tavan yapmıştır. Bu erezyondan malesef ki bizim camiamızda payını almıştır. Ne kadar da diğer camialar kadar esir olmadıysakda bundan etkilenmediğimizi söyleyemeyiz. Sizlere üç farklı yıldan üç farklı örnek vereceğim.
2006-2007 yılı Antalya maçı; hatıralarsınız ki bu maçta Murat Şahin sakat şekilde oynamış ve inanılmaz bir maç çıkarmıştı. Bu maçta Antalya gerçekten çok güzel bir oyun çıkarmış ama 1-0 kaybetmişti. Bu maça tek gölge ise Beşiktaş tribünlerinden yükselen “Satılmış Antalya” tezahuratıdydı. O yılın sonunda ise Antalya küme düşmüştü.
Bir başka örnek ise 200-2008 yılında ligin sonuna doğru oynanan maçta kapalıda yaşanan olaylardı. Kapalı alt ve kapalı üstün yan tarafları yaşanan başaısızlıklardan , hatalardan , rezilliklerden dolayı yönetimi istafaya davet ederken kapalının üstünün ortasından aşağıya doğru edilen küfürler , tükürmelerdi. Bırakın Uefa'ya gidelim sloganlarını unutamam.
Ve bu sene son oynadığımız İBB maçında Kaleci Hakan'a yapılanlar gerçekten ayıplanacak davranışlardı. Bunu bir kişi yaptı diyemezsiniz. Çünkü daha sayamayacağımız birçok oyuncuya bu tür davranışlarda bulunuldu. Bunları çoğalatabiliriz de.
Bizim gibi Süleyman Seba ile gençlik yıllarını geçirmiş insanlar bunları gördüğü zaman ne hissetiklerini bilemezsiniz. Bize öğretilen Beşiktaşlılık bu değildi. Bize Beşiktaşlılığın centilmenlik olduğu , rakibe , kendi oyuncusuna saygı olduğu gösterildi , öğretildi. Biz ve bizim gibi bugünleri yaşayanlar ne demek isteğimi gayet anlayacaklardır. Bugün bu tribünler hâla dimdik ayakta durmaya çalışıyorsa eğer bu insanların sayesindedir. Kısacası bu Beşiktaş bizim değildir , olamazda. Ben siyahımı istiyorum. Ben beyazımı istiyorum. Ben Beşiktaş'ımı geri istiyorum.


deepnote: Başlıktan dolayı sakın espiri yapmayın. :)

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in şantajı



“Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara'dan geçiremiyor. O nedenle, halkıyla, hükümetiyle, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa bizim sorunlarımız daha çok çözülür”

Bu cümleler Türkiye Cumhuriyeti'nin adalet bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından söylendi.
Bu söylenen kelimeler halka şantaj yapmaktır. Peki dünyanın herhangi bir ülkesinde şantajın cezası nedir? Sanırım sorunun cevabını biliyorsunuz.
Bu ülkeyi yönetenlerin zihniyetini yine bu şekilde kendi ağızlarından duymak ilginç. Allah'ın sopası yok ki! Aha işte böyle itiraf edersiniz.
Bakan diyor ki;" Size hizmet vermek istese bir belediye başkanı , sırf bizimle zıt diye işini yapmayız."
Siz nerenin bakanısınız aga? Kimin vekilisiniz?

Yemyeşil bir deniz - İlhan İrem

Yemyeşil bir deniz
Senin gözlerin
Ne bir sandal
Ne bir ada
Ne bir sahil var
Boğuluyorum............

Gözlerinde menevişler
Denizde martılar gibi
Bakışların köpük köpük
Sonsuzluğu anlatır gibi

Bu bakışlar bir gün beni
Öldürecek sevgilim
Bu bakışlar ne zaman beni
Güldürecek sevgilim

Yemyeşil gökyüzü
Senin gözlerin
Ne bir rüzgar
Ne bir bulut ne bir yağmur var
Boğuluyorum.

Doğalgaz yalanı




Geçen günlerde sasın baş bakan katıldığı bir mitingde büyük müjdeyi verdi. %17 oranında doğalgazda indirime gidildiğini söyledi. Gerçekten bu müjdeli haber için kendisine teşekkür ediyoruz. Bu seçim arifesinde düşünmeyen veya düşünemeyen insanlardan oy toplamak için gerçekten güzel bir yöntem. "Sanada iylik ayaramıyor" diyenler olabilir. O zaman bu indirme kadar yaşananları hatırlamakta yarar var. 2008 boyunca doğalgaza yapılan zamlar %70'lerde. Hele ki yılın sonunda doğru gecenin 2'sinde %22 gibi büyük bir oranda yapılanzamdan bahsetmeden geçmek hata olur. Bu zamları Botaş g.müdürü açıklarken ne oldu da indirimi baş bakan açıkladı. Şimdi biz buna şark kurnazlığı diyoruz. İnsanları aptal yerine koymakda diyebiliriz.

Ne derseniz diyelim halkımızı uyutmaya , aptal yerine koymaya çalışan bu insanlara yazıklar olsun diyorum.

Olasılıksız - Adam Fawer



David Caine , Üniversite yıllarında gerçekten çok iyi bir öğrenci olmasının yanında olasılıkları kafasında hesaplayabilecek kadar zeki biridir. SOn yıllarda yaşadığı sğlık problemlerinden dolayı çalışmamakta kendini kumara vermektedir. En son oynadığı kumar esnasında hesaplamalarının tersine hesaplayamadığı o ufak olasılık yüzünden büyük bir miktarda borçlanır. Bu borcu ödemek zorundadır. Aksi taktirde sadece sağlığı için değil dış görünüşü içinde düşünmek zorunda kalacaktır.
David'in ikiz kardeşi Jasper bir süre akıl hastanesinde yatmış bir pisişiktir. David ne kadar kabul etmesede geçirdiği krizler kardeşinin yaşadıklarının bir benzeridir. İş aramak için üniversite zamanlarında arası iyi olan profösöre gitmeye karar verir.Buluştukları restuarant da yaşananlar herkesin hayatını farklı yöne çekecek , birçok kişinin kaderini birbirne bağlayacaktır.

deepnote: İnanılmaz akıcı , sürükleyici , bağlayıcı , aksiyon yüklü, heyecanlandırıc bir kitap.

Orman dede mahküm - Yasa 2B




Bundan bikaç yıl önce Tema vakfının başlattığı imza kampanyası ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından iptal edilen 2B yasası tekrar gündemde. Tema vakfı tekrar bir imza kampanyası başlattı. Şu anlık sayı 607.903 dür. Ha gayret! Geleceğimiz için bir imzada sen at.

Ormanlarımız için bir imzada senden. Tıkla.

Faşist google

Dün yayımladığım aşağıdaki Neoisrael başlıklı yazım bugün sabah saatlerinde gogıl aramalarında ilk sıralarda yer alırken öğleden sonra herhangi bir sonuca ulaşılamamaktadır. Filistin'de yaşanan katliamı prtotesto etmek amacı ile yazılmış bu yazı bazılarını rahatsız etmiş olacak ki böyle bir davranışta bulunmalarına yol açmış gözüküyor. Bu katliamı görmezlikten gelmeye çalışıp üstünü örtmeye çalışan bu komik , iğrenç zihniyeti kınıyorum.
ALLAH belanızı versin.

Tiyatro - Bayazıt




Murat Bağdat''a sefere çıkarken yönetimi Roksan''a bırakmıştır. Roksan uzun zamandır Şehzade Bayazıt''a aşıktır. Bu bu aşk karşılılı değildir. Bayazıt birlikte büyükdüğü Atiye''ye aşıktır. Murat seferden dönmeden fermanını bir haberciyle gönderir. Şehzadenin öldürülmesini istemektedir. Şehzadenin Atiye''yi sevdiğini öğrenen Roksan hayatını kurtarması karşılığında onunla evlenmesini şart koşar.



Yazan : JEAN RACINE

Yöneten : BAŞAR SABUNCU

Çeviren : BAŞAR SABUNCU

Oynayanlar : AHMET ÖZASLAN , CAN BAŞAK , HÜMAY GÜLDAĞ , IŞIL ZEYNEP KARAALP , MEHMET AVDAN , ŞEBNEM KÖSTEM , YONCA İNAL

Sahne Tasarımı : BAŞAR SABUNCU

Kostüm Tasarımı : CANAN GÖKNİL

Işık Tasarımı : İLHAN ÖREN

Müzik Yönetmeni : FERİDUN ERGÜN

Yönetmen Yardımcısı : AHMET HÜN-YONCA İNAL

Diren Filistin - Yaşasın halkların kardeşliği



* Emperyalizm'e karşı
* Faşizm'e karşı
diren Filistin...

Yaşasın Halkların Kardeşliği


Tank'a karşı taş , savaşa karşı BEŞİKTAŞ


Benim Adım Filistin
Hani Şu Çocukluğunu
Kurşunlardan Daha Hızlı Yitiren
Uçurtması Gökyüzünde Takılı Kalan
Gülmesi, Sevilmesi Hep Unutulan
O Çocuk Var Ya, İşte O Benim!

Benim Adım Filistin
Sizin Bayat Diye Beğenmeyip
Çöpe Attığınız Ekmeğe,
Kireçli Diye Aman Midemi Bozar Deyip
Yere Döktüğünüz Suya Muhtaç
O Çocuk Var Ya, İşte O Benim!


Benim Adım Filistin
Ninni Sesleri İle Değil
Namlu Sesleri İle Yatağa Düşen
Masal Kahramanlarını Çoktan Unutan
Bildiği Tek Masal "Kanlı Gökyüzü" Olan
O Çocuk Var Ya, İşte O Benim!

Benim Adım Filistin
Ellerinde Kalemin Hasretliği
Dilinde Mürekkep Kuraklığı
Gözlerinde Bir Kitap Özlemi
Yüreğinde Sürekli Soğuk Bir Kış Yaşayan
O Çocuk Var Ya, İşte O Benim!

Benim Adım Filistin
Avazı Çıktığı Kadar Bağırsa Bile Duyulamayan
Sessizliğin İçine Koca Bir Çığlık Olan
Düşleri Silahların Soğuk Sesleri Karışan
Gözlerinden Yaş Değil Kan Akan
O Çocuk Var Ya, İşte O Benim!

Benim Adım Filistin
Billeler Yerine Güllelerle Oynayan
Her Oyunda Bir Canını Kaybeden
Her Kaybettiğinde Bin Kere Ölen
Her Öldüğünde Bir Kez Daha Doğan
O Çocuk Var Ya, İşte O Benim!

Benim Adım Filistin
Ben Unuttum Yarınlarımı
Ben Unuttum Düşlerimi
Ben Unuttum Okumayı
Ben Unuttum Oyun Oynamayı
Ben Unuttum Gülmeyi
Ben Unuttum Yaşamayı
Ben Unuttum Unutmayı
Ve Ben Her Unuttuğumda, Hep Unutuldum..!!

Tiyatro - Dinmeyen Alkışlar (Cahide)

Birçok kişinin isminden başka hiçbir bilgiye sahip olmadığı hatta ismini bile bilmediği -bunun içinde bende dahilim- , tarihin tozlu sayfalarında ki bir zamanların efsanesi Cahide Sonku.
16 Yaşında tiyatroya adım atmasından kısa bir süre sonra Muhsin Ertuğrul tarafından keşfedilen , gün geçtikçe bir efsaneye dönüşen Cahide. Hayatında yaşadığı yalnış beraberlikler sonucu hiç mutlu olamayan bir kadın.
Hiçbir zaman içki kullanmamasına rağmen ilk evliliğin bittiği gün -aldatıldığı gün- acılarını unutmak için eski kocasının öğüdüne uyarak içkiye başlar. Bu onun için sonun başlangıcıdır.

Hayatı olan tiyatro sahnelerindeki provalara bile içkili gelmeye başlar. Disiplinden kesinlikle ödün vermeyen Muhsin Ertuğrul , bunu öğrendiği zaman kendisine verdiği rolü alarak yedek oyuncuya verir...

Devamı sahnede.


deepnote: Sahne dekoru gerçekten çok iyiydi. Yaklaşık 2,5 saat boyunca süren oyunda Cahide'yi canlandıran hanımefendinin performansı gerçekten mükemmeldi.

The Judas Kiss - Metallica



When the world has turned its back
When the days have turned pitch black
When the fear abducts your tongue
When the fire's dead and gone

So what now?
Where do I head?

When you think it's all said and done
When you are the ostracized
Selfish written, dead goodbyes
Twisting of the tourniquet
When the pieces never fit

So what now?
Where do I head?

When you think it's all said and done

Bow down
Sell your soul to me
I will set you free
Pacify your demons

Bow down
Surrender unto me
Submit infectiously
Sanctify your demons

Into abyss
You don't exist
Cannot resist
The Judas kiss

When the storm has blacked your sky
Intuition crucify
When the ego strips your reign
Assasinate the living flame

So what now?
Where do I head?

When you think it's all said and done
Venom of a life insane
Bites into your fragile veins
Internalize and decimate
Pitting it as complicate

So what now?
Where do I head?

When you think it's all said and done

Bow down
Sell your soul to me
I will set you free
Pacify your demons

Bow down
Surrender unto me
Submit infectiously
Sanctify your demons

Into abyss
You don't exist
Cannot resist
The Judas kiss

Judas lives recite this vow
I've become your new god now

Follow you from dawn of time
Whisper thoughts into your mind
Watched your towers hit the ground
Lured the children never found
Helped your kings abuse their crown

In the heart of evil man
Plant the seeds of my own plan
Strong and powerful will fall
Find a piece of me in all
Inside you all

So bow down
Sell your soul to me
I will set you free
Pacify your demons

Bow down
Surrender unto me
Submit infectiously
Sanctify your demons

Into abyss
You don't exist
Cannot resist
The Judas kiss

deepnote: Metallica'nın yakın zamanda çıkartığı son albümünden beğenmiş olduğum birkaç şarkısından birisi The Judas Kiss.

Cehennem Vadisi - Ali Erkan Kavaklı




2000 yılının sonlarında Diyarbakır'da yaşanan olaylar üzerine istihbarat tarafından müfettiş Sefa Bey görevlendirilir. Diyarbakır hareket eden Sefa Bey olayları inceleyecek , sorumluları tespit edip , rapor hazırlayacaktır. Bu yeni görevinde yine bir istihbaratçı ve eski dostu olan Hüseyin ile karşılaşacak, Emniyet Müdür Gaffar Okan ile birlikte çalışma yapacaktır.
Kısa süre sonra Hüseyin ile birlikte Sefa Bey'e bombalı saldırıda bulunulur. Bu saldırıda Hüseyin yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Sefa Bey ise ufak tefek çizikler ile kurtulur. Olayları inceleyip derinlere inildikçe CIA, MOSSAD, JITEM,PKK gibi örgütlerin , oluşumların içinde olduğunu anlayacaktır.
Gaffar Bey ölümle tehdit edilmeye başlamış olmasına rağmen herşeyi göze alıp olayları üstüne ısrarcı bir şekilde gitmektedir. Bu ısrarcılığın sonunda Gaffar Bey suikast sonucu öldürülür. Sefa Bey kaçırılır.

deepnote : Diyarbakır , Ankara , amerika , Irak içerisinde yaşanan olayları anlatmaya çalışan bir roman. Bu kadar sağlam bir konuya ship olmasına rağmen anlatımlarında bazen basite kaçıp anlamsızlaştırılıp , sürükleyiciliği öldürülmüş. Bunun yanısıra pek fazla bir dialogların olmadığı yerlerde bügünkü hükümeti övücü sözlerle sayfalar doldurulmuş ,kendi siyasi görüşünüde bir nevi yansıtmış. Bu kadar sağlam bir konuya sahip olan kitabın çok daha iyi kurgulanarak yansıtılması gerekirdi.

Jason Newsted



deepnote: Metallica'nın sahnedeki enerjisi , dinleyicilerle köprüsüydü.

Bulutları Beklerken [2003]




1. Dünya savaşı sonrasında Osmanlı Ordusu Karadeniz'de bulunan Rum köylerini boşaltmaya başlamıştır. Burada yaşayan Rumlar Güneye doğru yol alırlar. Bu yolculuk esnasında Eleni , Niko kardeşlerin ailesi hayatlarını kaybeder. Eleni'yi bir Türk ailesi evlat edinir. Niko ise öksüz çocukların oduğu Rum çocukların yanına kaçar. Belli bir zaman sonra öksüz Rum çocukları teknelerle gönderilir. Eleni artık yeni ismi ile yeni bir hayata başlamıştır. Artık ismi Ayşe'dir. Ve bunu bilende sadece aile fertleridir. Yeni ailesi ile göç etmek zorunda kaldığı tirebolu'ya eski evini satın alarak yerleşir.
Uzun yıllar sonra güçlü bağlar kurduğu üvey ablası Selma hayata gözlerini yumar. Ayşe ise artık geçmişi ile hesaplaşarak,kardeşi Niko'yu aramaya başlar.


deepnote: gerek görsel açıdan , gerekse konu olarak mükemmel bir film.


Yönetmen : Yeşim Ustaoğlu
Senaryo : Yeşim Ustaoğlu , Petros Markaris
Görüntü Yönetmeni : Jacek Petrycki
Müzik : Michael Galasso


Oyuncular Rüçhan Caliskur ... Ayse / Eleni
Ridvan Yagci ... Mehmet
Dimitris Kaberidis ... Tanassis
Ismail Baysan ... Chengiz
Oktar Durukan ... Muharrem
Feride Karaman ... Feride
Suna Selen ... Selma

Anılar - İlhan İrem




Cıvıl cıvıl koşmayın peşimden
Giymeyin en şuh elbiseleri boşa
Anılar
Uçuk uçuk inmeyin göklerden
Giyemem o deli gömleğini bir daha
Şimdi çiziyorum kendi hayalimi
Gölgeler tutuşmuş çığlıklarla yanıyor
Durmalı / Susmalı / Yürümeli / Gitmeli...
Haykırmalı belki de !
Kapılmalı / Unutmalı / Gitmeli
Kanat seslerine !
Sen orada iki duvar arasında
Sen orda duvarlar arasında
Kapılmalı / Unutmalı / Gitmeli...
Sen orada iki duvar arasında
Sen orda duvarlar arasında
Kapılmalı / Unutmalı / Gitmeli
Kanat Seslerine !
Anılar
Cıvıl cıvıl koşmayın peşimden
Giymeyin en şuh elbiseleri boşa
Anılar
Uçuk uçuk inmeyin göklerden
Giyemem o deli gömleğini bir daha
Neleri ördük, çözerken bağladık
Nelere güldük, nelere ağladık.
Gülmeli / Geçmeli / Gitmeli...
Haykırmalı belki de !
Uzan şöyle sevgilim bulut çimenlerine
Masmavi bir uyku insin gözlerine
İlahiler duyacaksın düşlerinde
Uyan ! Uyan !
İlahiler duyacaksın düşlerinde
Üzerinde bulutlardan bir gelinlik
Adını haykıracağım bir tepede
Sen orada iki duvar arasında
Sen orda duvarlar arasında
Kapılmalı / Unutmalı / Gitmeli...
Sen orada iki duvar arasında
Sen orda duvarlar arasında
Kapılmalı / Unutmalı / Gitmeli
Anılaaaar...Hey Anılaaasr...
Anılaaaar...Hey Anılaaaar...
Anılaaaaar......Anılaaaaar......

Ermenilerden özür kampanyası

Yılbaşı itibari ile Ermenilerden özür kampanyası başlatılacağı gazete ve internet sayfalarında okuyabilirsiniz. 1915 Yılında yaşanan tecir olayında ölen Ermeniler için Galatasaray Üniversitesi , Galatasaray Lisesi, Ankara Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi prof ve öğretim görevlilerinin içinde bulunuduğu bir grup tarafından bir kampanya başlatılıyor. Bu konu hakkında kendi düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Tabiki bu konu hakkında detaylı bilgi sahibi olmama rağmen aldığım eğitim ve takip ettiğim kadarı ile her insanda olduğu gibi bende de bir takım fikirler oluşmuş durumda.
Böyle bir konunun bir kaç öğretim görevlisi tarafından başlatılmadan önce iki ülke tarihçileri arasında arşivlere dayandırılarak araştırma yapılması sonucunda bir takım faliyetlerde bulunulması daha mantıklı olacağı kanısındayım.

Bu tecir neden , niçin yaşanmıştır? Bu tecir esnasında kaç kişi hayatını kaybetmiştir? Hayatlarını kaybetme sebepleri nelerdir? Bu sebeplerde Osmanlı'nın ne gibi zafiyetleri bulunmuştur?

gibi sorunlara cevap aranmadan bu tür bir kampanyaya başlamak mantıklı değildir.
Hele ki Fransa'da şu anlık sular durulmuş olmasına rağmen hatırlayacağınız gibi Ermeni soykırımını kabul etmeyenlerin cezalandırıldığını düşünürsek durumun vahimiyeti daha net anlaşılıyor. Sizinle tarih önünde hesaplaşmak istemeyenlerin önünde böyle bir kampanya başlatarak kendinizi katil etiketi yapıştırmak aptallıktan başka birşey değildir.
Amaç gerçekleri ortaya çıkarmak olması gerekirken , birilerinin kendi yaptıklarını örtbas edip herşeyi sizin üzerine yıkmaya çalışmaları gün gibi ortadadır. Hem bağcı dövülmek isteniyor hemde üzüm tarlası gasp edilmek isteniyor. Sorun politiktir. Bu sorunlar ilkönce siyasiler,tarihçiler arasında gerçekçi yaklaşımlar ile çözümlenmelidir.
Fransa daha kendi yaptıklarının hesabını vermemişken başkalarının davasını gütmeside manidardır.
Böyle bir kampanyaya başlatan insanların cahil veya eğitimsiz kişiler oldukları kabul edilemez. Peki böyle bir kampanyanın Türkiye'ye vereceği zararlar , kazançlar hesaplanmışmıdır? Kesinlikle hesaplanmıştır. Bu kampanyayı başlatan insanların bunları açıklaması zorunlulukları vardır. Ve benim için; bu kampanyanın nedenleri açıklanmadığı sürece art niyetlidir.

Bu söylediklerim ülkeler arasındaki diplomatik yaklaşımlar ve düşüncelerimdir. Bugün ülkemizde yaşyan binlerce Ermeni vatandaşımız yaşamaktadır. Bunların arasında kardeşim kadar sevdiğim dostlarımda bulunmaktadır. Onun için ortak bir yol bulunup gerçekler ortaya çıkarılmalıdır.

Bizler dün olduğu gibi bugün de etle tırnak gibi ayrılmaz bir bütünüz.

Ne yapılırsa yapılsın , o gün iki taraf için yaşanan acılar asla değişmeyecektir.


Dedik ya ; Delikanlı adam renkli takım tutmaz.

Metrobüs mü yoksa Metrobas mı?

Seçime yakın şu günlerde köprü çevresinde büyük bir çalışma herkesin gözüne çarpıyor sanırım. En azından benim gibi kıl bir herif bunlara dikkat ediyor. İstanbul'da yaşayan insanlarımızda hangi çalışmalardan bahsetmiş olduğumu anlamışlardır. Kıllığımın nedeni; Türkçe anlam içermeyen metrobüsler.
Geçen günlerde şöyle kanalları zaplarken bir programa gözüm takıldı. Konuk eski İstanbul belediye başkanı A. Müfit Gürtuna'ydı. Ne kadar doğru söyler , söylemez bilemem ama bir iki söylediği cümle insana "acaba doğrumudur" dedirtiyor. Şimdi hem o cümlelerden , hemde benim aklıma takılanlardan oluşturduğum soruları sizinle paylaşmak istiyorum.
Şimdi diyeceksiniz ki soracağına araştırsana. Sİzde haklısınız da bu tür bilgilernin ne kadarına ulaşırsınız , orasıda tartışılır.

* Göreve geldiğiniz zaman ki bbüyükşehir belediyesinin borcu ne kadardı şimdi ne kadar?
* Metrobüslerin bir adeti 1 milyon euro olduğu söyleniyor. Doğrumudur?
* Raylı sistemin maliyet ne kadardır?
* İkisinin arasında ki uzun vadeli fiyat farkı ne kadardır?
* Bu ihaleler kimlere verilmiştir?
* Bu çalışmalar trafiği azaltmak amaçlımıdır yoksa göz boyamamıdır?
* İnsanların lüks şekilde seyahat etmelerimi önceliklidir yoksa trafik ızdırabından kurtulmalarımı?

gibi bir takım sorular.

Bu araçlara halkmı biniyor yoksa faturası halkamı bindiriliyor bi araştırmak lazım.

Bırakın Yaşasınlar - J.Mario Simmel

Charles Duhamel Paris'in en ünlü avukatlarından biri olmasına rağmen artık yaşadığı hayattan zevk almamakta ve tiksinmektedir. Ama herşeyi bırakıp gitmeyede cesareti yoktur. Karısı ile büyük bir aşk yaşayarak evlenmiş olmasına rağmen 8 yıl sonra bu aşk bitince hayatı ızdıraba dönüşmüştür.
Bir gün Viyana'da ki dostundan gelen telefonla hayatı değişir. Telefon konuşmasının bitiminden hemen sonra Viyana'ya uçar. Charles Duhamel'in hayatı artık farklı bir yöne doğru yol almaya başlayacaktır. Uçak inmeye yakın teröristler tarafından yerleştirilen bombanın patlamasıyla alev topuna dönüşür. Charles bu patlamada emniyet kemerini takmaması sayesinde ufak tefek yaralarla kurtulur. Bu kazadan canlı olarak kurtulan tek kişi kendisi olmasına rağmen bunu kimse bilmemektedir.
Bu onun ve başka hayatlar için yeni bir sayfadır.

Kitapın önsözünde gerçek bir olaydan söz edilidiği ve insanların isimleri değiştirilerek anlatıldığı yazılmaktadır. Bu gerçek hayat hikayesin de aşk, polisiye, zeka gibi kavramları fazlası ile bulunmasının yanında hüzünlü bir sona sahip olmasıda insanı fazlası ile etkiliyor.

Gerçekten çok güzel ve okunması gereken bir kitap.

Tiyatro - Kırmızı Pazartesi




SANTIAGO NASAR''ın kardeşi gibi sevdiği dostu 20 yıl sonra o cinayet gününü araştırmak için kasabaya geri döner ve olayı yaşayanlarla konuşarak araştırmaya başlar.

Santiago yakışıklı ve çapkın bir delikanlı olmasına rağmen nişanlısı ile yapacağı düğünü beklemektedir. Günlerden birgün zengin , yakışıklı bir delikanlı olan BAYARDO SAN ROMAN kasabaya gelir. Kasabanın güzel kızlarından biri olan ANGELA VICARIO aşık olur. Belli bir zaman sonra evlenirler. Gerdek gecesi Angela''nın bakire olmadığını anladığın da kızı alarak anne avine bırakır. Angela , annesi ve kardeşleri tarafından dövülürken bunu yapanın kim olduğunu da öğrenmeye çalışmaktadırlar. Bu zor durumda Angela''nın ağzından bir anda Santiago''nun ismi çıkar. Artık hiçbir şeyden haberi olmayan Santiago ölüme doğru ilerlemektedir...


Yazan : GABRIEL GARCIA MARQUEZ

Yöneten : MACIT KOPER

Çeviren : İNCI KUT

Oynayanlar : ASLIHAN KANDEMIR , BAHTİYAR ENGİN , BERNA OĞUZUTKU DEMIRER , BİNNUR ŞERBETÇİOĞLU , BURAK DAVUTOĞLU , CANER CANDARLI , ÇAĞLAR YİĞİTOĞULLARI , ESRA EDE , KUTAY KIRŞEHIRLIOĞLU , MAHPERI MERTOĞLU , MERIÇ BENLIOĞLU , MURAT COŞKUNER , MURAT GARIPAĞAOĞLU , MURAT TAŞKENT , RADIFE BALTAOĞLU , ROZET HUBEŞ , SEDA FETTAHOĞLU , SELIM CAN YALÇIN , SEMAH TUĞSEL , SÜKAN KAHRAMAN , YAVUZ ŞEKER , ZÜMRÜT ERKIN

Sahne Tasarımı : BARıŞ DİNÇEL

Kostüm Tasarımı : NIHAL KAPLANGI

Işık Tasarımı : F. KEMAL YİĞİTCAN

Müzik Yönetmeni : KOREOGRAF : HANDAN ERGİYDİREN

Yönetmen Yardımcısı : AHMET HÜN - SEMAH TUĞSEL- ESRA EDE- GÜN KOPER

Garage Olimpo [2000]






1976-82 Yılları arasında Arjantin'de askeri diktörlüğün hüküm sürdüğü yıllarda militan veya masum ayırt edilmeden işkence odalarına alınan insanların, insanlık dışı davranışlara mahrum bırakılmasını anlatan bir yapıt.

Filmin Konusu:

Maria varoşlarda ki insanlara eğitim vermeye çalışan ve militan hareketlerde bulunan bir yapılanmanın içindedir. Birgün sivil askerler oturduğu evi basıp kendisini alarak 23 nolu hapisanin bodrum katında bulunan işkene odalarına götürüler. Kabus artık başlamıştır.
Burada tesadüf eseri kiracısı olan Felix karşısına çıkar. Ama Felix burada tutuklu değil işkenceci bir çavuştur. Aralardında bu andan itibaren özgürlük , aşk gibi hislerle birbirlerine dahada bağlanacaklardır.

Filmin sonunda şöyle diyor; 1976-82 yılları arasında 100'lerce Arjantin vatandaşı uyuşturularak uçaklardan okyanusa atılmıştır. Ve bugün bu suçlular sokaklarda ellerine kollarını sallayarak dolaşıyorlar.


Director:
Marco Bechis
Writers:
Marco Bechis (writer)
Lara Fremder (writer)

(Credited cast) Antonella Costa ... Maria
Carlos Echevarría ... Felix
Enrique Piñeyro ... Tigre
Pablo Razuk ... Tex
Chiara Caselli ... Ana
Dominique Sanda ... Diane
Paola Bechis ... Gloria
Adrián Fondari ... Rubio
Marcelo Chaparro ... Turco
Miguel Oliveira ... Nene
Ruy Krieger ... Francisco
Marcos Montes ... Víbora

Süleyman Seba - Geçmiş Olsun



* Süleyman Seba'nın sağlık durumu şu günlerde pek iyi değil ,şuanlık hastanede kontrol altında. Kendisine geçmiş olsun diyip en kısa zamanda sağlıklı bir şekilde tekrar aramıza dönmesini temenni ediyorum.
Allah uzun ömür versin büyük başkan.


Süleyman Seba (d. 5 Nisan 1926, Hendek, Sakarya) Abhaza asıllı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü'ne 1984-2000 yılları arasında kesintisiz başkanlık yaparak kulübün en uzun süre görev yapan onursal başkanı unvanına sahip spor adamı ve yöneticisidir. Ayrıca Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur.

İlkokulu Sakarya'da okuduktan sonra liseyi okumak için Kabataş Erkek Lisesi'ne geldi ve futbolla burada tanıştı. Lisedeki ilk yıllarında Beşiktaş Genç Takımı'na girdi. 1946'da A takıma yükseldi. 1950'li yıllarda 5 senede 4 İstanbul Lig Şampiyonluk kazanan kadroda yer aldı. Bu sırada Edebiyat Fakültesine başlamasına rağmen eğitimine devam etmedi.

1947 yılında İnönü Stadyumu'nın açılışı sebebiyle İsveç'in AIK takımıyla yapılan maçta bu stattdaki ilk golü atarak tarihe geçti.

1954'de 8(28 Yaşında) menisküs sebebiyle futbolu bıraktı. 1957'de Beşiktaş'a üye oldu. Altı sene sonra 1963'de ilk kez Yönetim Kurulu'nda yer aldı. Bundan sonra çeşitli dönemlerde aralıklarla kulüpte yöneticilik yaptı. 1984 yılında çok zor bir dönemde Mehmet Üstünkaya'dan yönetimi devraldı ve kolay kolay kırılamayacak bir rekora sahip oldu.

16 yıl süren Başkanlığı boyunca 8 kongrede rakiplerine sürekli üstünlük sağladı. Süleyman Seba başkanlığı döneminde kazanılan kupalar şu şekildedir:
5 Lig Şampiyonluğu
4 Türkiye Kupası
4 Cumhurbaşkanlığı Kupası
2 Başbakanlık Kupası
6 TSYD Kupası

Bu başarılar dışında istikrarlı bir şekilde başarıyı daim kılarak şampiyon olmadığı sezonlarda dahi futbol kulübü her zaman ilk iki içinde yer aldı. Futbol takımının altın dönemini yaşadığı bu dönemde Süleyman Seba'ya gelen eleştirile amatör branşlara aynı ilgiyi göstermemesi olmuştur.

Sportif başarılar dışında 1980lerin başında maddi yönden son derece sıkıntılı olan kulübü yönetimi boyunca tesis zengini ve maddi açıdan zengin bir kulüp haline gelmiştir. Seba döneminde Akaretler Kulüp Binası, Fulya Stadı ve Kamp Tesisleri, BJK Plaza, Yeşilköy, Pendik ve Çilekli Tesisleri, Beşiktaş Koleji yapılırken, BJK İnönü Stadı da 49 yıllığına Beşiktaş'a devredilmiştir.

Beşiktaş'a büyük hizmetlerde bulunan Seba, 1999/2000 sezonunda futbol takımının gösterdiği kötü performans sonucu tribün ve muhalefetin tepkisini çekmesi üzerine 2000 yılı Mart ayındaki kongrede aday olmamış ve yerine Serdar Bilgili seçilmiştir. Bu kongrede kongre üyeleri oybirliği ile Hakkı Yeten'den sonra Beşiktaş'ın ikinci onursal başkanı olarak Süleymen Seba'yı seçmiştir.

Bir rüzgar esdi geçti , karaköy iskelesinden




Güzelmi güzel ülkemiz de yaşanan sorumsuzluk , rezillik , görevi suistimal o kadar çok ve sık yaşamaya başladı ki artık normal görneye başlayıp , hakkımızı aramaz hale geldik. Ha şimdi diyeceksiniz ki "ne zaman hakkını aradı ki bu halk, şimdi arasın". Orasıda doğru ya...
Geçen günlerde İstanbul'dan şöyle bir rüzgar esdi geçti. Geçerkende bizim Karaköy iskelesini batırıp ,selam verdi.Kimse demedi ki "Arkadaş bu iskele böyle nasıl batar?". Ama battı. Yeni bir iskele yapılacakmış.Eeee yenisi yerine koyulana kadar da belediyemiz bizi zor durumda bırakmak istememiş , hemen oraya geçici bir iskele koymuş. Canlarım benim , yenisi bedava ya! Birileri yine nemalandı ya! Sanırım ben fesatım. Yoksa bu kadar kötü şey bir adamın aklına takılıtmı yahu?

Bu olay insanın aklına ister istemez "Bu facia içeride yüzlerce insan varken olsaydı" diye bir soru getirip , aklın en kıl yerine bırakıyor. Sormak lazım , deniz işletmeleri kime bağlı? Bu kişiler hakkında ne tür işlemler yapılmış , sorumluları hakkında bir soruşturma açılmışmı? Ne gezer...

Belediye başkanım hoppp , evet sen. Ses ver. Sana mı bağlı bu deniz işletmeleri?

Uzak Bir Bölge - Münir Göle

Kitabı okuduktan sonra kahramınımız ile Anna'nın aşkından çok , şehir ile ilgili kısımlar daha fazla aklımda kaldı. Bunun nedeni de şehirin geçmişi hakkında çok fazla detaya girilmesinden kaynaklanıyor. Belli bir yerden sonra biraz sıksada finali "ne olacak şimdi" dedirten cinsten.

Kitabın konusuna gelirsek ; İstanbul'dan Prag'a yerleşen kahramanımız, Anna'ya aşık olur. Ama bir süre sonra Anna'nın eski sevgilisi ortay çıkar. Eski sevgilinin hayalaeti,Anna ile olan ilişkisinin sorgulanması , çıkmazlar , hesplaşmalar. Sisler kentinde çıkılan bu içsel yolculukta , Kral RUdolf'a , Rönesans'a kadar uzanır.

deepnote: Fena bir kitap değil. Özellikle sonu insanı merakta bırakıyor.

Tiyatro - Vişne Bahçesi




Rusya'da toprak aristokrasinin çözülüm sürecin de bir zamanlar bu topraklarda köle olarak yaşayan insanların , çalışarak bu toprakları satınalmaya çalışması ile bunu kavrayamanların durumunu anlatılıyor. Teve ekranlarından tanıdık simalarada rastlayacağımız bu oyun da dramnın yanında komedini unsurununda bulunması oyunu dahada güzelleştiriyor.

Yazan : ANTON ÇEHOV
Yöneten : ALI TAYGUN
Çeviren : BELGI PAKSOY
Oynayanlar : DINÇER ÇEKMEZ , FUNDA KÖSEOĞLU , MELISA DEMIRHAN , METIN ÇOBAN , SALIH SARIKAYA , SÜEDA ÇIL , TOLGA YETER , YILDIRAY ŞAHINLER
Sahne Tasarımı : ATIL YALKUT
Kostüm Tasarımı : CANAN GÖKNİL
Işık Tasarımı : MURAT SELÇUK
Yönetmen Yardımcısı : GÖKSEL ARSLAN-NIHAT ALPTEKİ

deepnote: Yıldıray Bey'e de giydiği takım bayağı bir yakışmış. Bizdemi yaptırsak?

Kanserden ölmesin Karadeniz!




Yıllar önce bir bakanın tevelere çıkıp ; " Bakın bana çay içiyorum. Herhangi bir sorun yok" gibisinden yaptığı açıklamaları hatırlıyorum. O günden bugüne kadar birçok insanımızı kansere kurban verdik. O günlerde kanserin nedenini sigaraya bağlayan yavşak zihniyet bugün gelinen noktanın sorumlularıdır.

Bu ülkede kimler yaptıklarının hesabını vermiş ki bu insanlar versin. Olan o bölgede yaşayan insanımıza oldu.

Kazım Koyuncu''dan sonra dünde Erkan Ocaklı''yı kansere kurban verdik. Yine kanser , yine bir can.


Memleketime sahip çıkın ulan!