sevgilidostumaincedennott: panningine pannig ulan. :)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
TEMA Vakfı ve TURÇEP (Turgutlu Çevre Platformu) tarafından 15 Nisan 2010 tarihinde Manisa Turgutlu Ticaret Borsası’nda Yeraltı Varlıklarımız ve Sürdürülebilir Yaşam Paneli düzenlendi. Panele il genelindeki üretici birlikleri, sulama birlikleri, esnaf odaları, muhtarlar, çiftçiler, parti temsilcileri, STK’lar, TEMA ve TURÇEP Gönüllüleri, TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin
2005 ABD yapımı olan filmin senaristliğini Larry ve Andy Wachowski üstlenirken yönetmen koltuğunda James McTeigue görüyoruz. Wachowski biradeleri Matrix'den hatırlayacaksınızdır. Filmin başrollerinde Natalie Portman ve Matrix'de ajan Smith rolüyle hafızalara kazılan Hugo Weaving karşımıza çıkıyor. Film boyunca Hugo Weaving'in yüzünü maskeden dolayı pek göremesem de yine başarılı bir performans sergilediğini söylemelim. Filmin vizyona girdiği sene internet üzerinde yapılan yorumlarda çok fazla dialog olmasından ve politik yanının ağır basmasından kaynaklanan sitemkar açıklamalar mevcuttu. Bu tür yapılan yorumlara saygı duymak gerekir ki Wachowski biradelerin Matrix'de ki büyük başarısından sonra çok daha fazla aksiyon yüklü bir film bekleyenlerin çoğunlukta olması gayet normal. Böyle bir senaryo için belki çok fazla görsel öğeye baş vurulmaması, aksiyonun sık sık karşımıza çıkmaması birileri için eksiklik olarak görülebilir ama verdiği güncel mesajlar, eleştiriler açısından gerçekten başarılı bir yapım.
Uzun zamandır yolunu gözlediğim serinin üçüncü kitabı olan “Katilin Uşağı” yaklaşık bir ay önce çıktı, çıkar çıkmazda alıverdim ve bi çırpıda bitirdim. Aslında bundan önce okuduğum, yazmak istediğim iki kitap vardı ama bu kitabın diğerlerine göre önceliği var. Bunun nedeni de Tefo ile Vedat karakterlerine ayrı bir sevgi beslemem. -Tefo'yu daha çok seviyorum, aman Vedat duymasın!- Algan Bey'in öyle güzel bir üslubu var ki sanki kitaptaki karakterler yan komşum, mahalleden dostum. Haliyle böyle olunca insan bu karakterlere ayrı bir sevgi besleyip, kendine yakın hissediyor. 


.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
Agatha Christie'nin Murder on the Orient Express romanını bilmeyen yoktur. Hani benim gibi okumamış olsanız bile en azından ismini bir şekilde duymuşsunuzdur. Böyle güzel bir romanı okumamış olmak gerçekten üzücü olsa da bu uyarlama filmi izleyerekden bir nebze açığı kapatmış bulunmaktayım. Genel olarak kitaptan uyarlama filmler aynı tad vermezler ama film, kitabı bilmeyenler için bile gerçekten çok iyi. - Agatha Cristie'nin bu romanı İstanbul'da Pera Palas'da yazdığını da not düşelim- Ayrıca benim gibi çocukluk, gençlik yıllarını- bu da toplam 25 yıla tekabül geliyor- Üsküdar'da geçiren birisi için Salacak İskelesi'ni görmek ayrı bir zevk ve nostaljik bir yolculuk. Üsküdar demişken çocukluk yıllarım gözümün önünden zınk diye geçti. - orta yaş veya üstünde olanlar bilirler- Zamanında Üsküdar kumsaldı, insanlar yüzmek için bu güzelim kumsalı kullanılardı. Daha sonra ki yıllarda bu güzelim yerler betonlaştırılarak ırzına geçildi, güzelliği yerle bir edildi. Hayal meyal ailemin elimden tutup kumsala götürdüğünü hatırlıyorum. Ufak ufak gelen dalgalardan nasıl pıtı pıtı kaçıyordum bir bilseniz. Yine dağıldım, filmi anlatacaktım değil mi?
Çernobil demişken dönemin sanayi ve ticaret bakanı Cahit Aral'ın kulaklarını çınlatmasak olmaz. Yazıya dökemedim ama aklımdan geçenleri elbet tahmin etmişsinizdir bu zat için. İlerki yıllarda bu çay içme rezilliğinden sonra öğrencilere dağıtılan fındıkları vs. unutmamak gerek. Ha o gün bunları yapan siyasetçiler, bürokratlar sonraki yıllarda bir ceza aldı mı? Kesinlikle hayır. Olan o yörede ki insanlara oldu. İlerki yıllarda bu facianın etkilerinin ortaya çıkmasıyla birçok insan kanserden hayatını kaybetti, kaybetmeye de devam ediyor. Peki o günden bugüne kadar herhangi bir çalışma, araştırma yapıldı mı? Ben hatırlamıyorum, hatırlarsanız eğer neler yapıldığını öğrenmek isterim. 
Pek aşk meşk kitapları okuyan birisi olmama rağmen o esnada nasıl bir psikolojideysem artık kitabı alıvermişim. Bu kitap için o günlerde pişman olur muyum, vakit harcamaya değer mi gibi düşünceler içindeyken bugün ise iyi ki okumuşum diyorum. Konuyu genel olarak ele aldığımda ilginç veya sizi heyecanladıracak bir kitap olduğunu söyleyemem ama yazarın anlatımı o kadar hoş ki böyle basit bir konuda bile sizi alıp kitabın esiri yapabiliyor. Hoş anlatımın yanında günümüzün aşklarından bir örnek olması, anlatım açısından sade, basit olması ve konunun dallandırılıp budaklandırılmayarak 188 sayfadan oluşması okuyucu için başka artılar. Yazarı tebrik etmek gerekir ki kıvamı güzel tutturmuş, biraz uzatsa sanırım sıkılabilirdim. 
Son zamanlarda izlediğim Türk filmlerinden gayet memnun olduğumu söylemek isterim. Bu kadar memnuniyetin olduğu bir ortamda "efendim sen şanslıymışsın ondan iyi filmlere denk gelmişsin" gibi bir yorum yapılması mümkün olmasa gerek. Türk sinema sektöründe çekilen film sayısını artması ve kalite olarak çıtanın gittikçe yükseğe çekilmesi biz izleyiciler için gayet memnun edici bir durum. Özellikle benim gibi önceliği yerli yapımlar olan insanlar için ise ayrı bir haz. Her seferinde dile getiriyorum; eğer sinemaya gideceksem önceliğim kesinlikle bir Türk filmidir. -Bu filme gitmedim, yazık ettim.-
Kitap okumama rağmen uzun zamandır kitap tanıtımı yapmıyordum. Eh işte sonunda fırsat bulduk, bulduğumuz bu fırsatı da iyi eğerlendirelim. Tanıtmak istediğim kitap Türk edebiyatının büyük ustalarından biri olan Yaşar Kemal'in Demirciler çarşısı cinayeti” isimli yapıtı. Büyük usta kitabında dün, bugün, belki de yarın bile devam edecek olan kan davası olgusunu işliyor ki işlerken sadece bu insanlık dışı törenin, cinayetlerin hasımlarını değil, buna alet olmak zorunda kalan ve çevresinde bundan etkilenen insanların hayat hikayelerini ele alıyor. 1974 yılında kaleme alınan kitap bugün bile güncelliğini koruyor olması gerçekten Türkiye adına, bu ülkenin halkları için yüz kızartıcı, utanılması gereken bir durum. Her seferinde Müslümanlıktan dem vuran bir toplumun bu kadar kolay kan akıtması nasıl açıklanabilir bilemiyorum. 
Mete Düren (haber1903.com);
Her seferinde dile getiriyorum, getireceğimde. Lafa gelince yönetime giydirmek için diğer branşlarda ki başarısızlıkları, alamadıkları ücreti dolayanların şu güne kadar bu branşlara ne destek verdiklerini merak ediyorum. Ayıp be! Akşama maç var, Şeref Bey 30 bin kişi ile dolacak ama 10-15 dakikalık mesafede ki Süleyman Seba salonu dolmuyor. Bırakın dolmasını hatırı sayılır bir sayıya ulaşsa gam yemeyeceğim. Hani dolmasından da vazgeçtim kaç kişinin salonda engelli sporcularımızın maçından haberi var. Gidip sağda solda yiyip, içip, kusmak sağa sola ana avrat küfür etmek daha kolay değil mi? Her seferinde dünyanın en iyi taraftarlarından olduğunu söyleyenlerin ufacık bir salonun doldurulamamasını nasıl açıklayabilecekler. Hep laf, hep laf... .jpg)
Sinemaya giderken herhangi bir beklenti içinde olmamam filmden çok daha fazla keyif almamı sağladı ki bir beklenti içerisinde olsaydım dahi bu tür komedileri seven ben yine aynı hazı alırdım. Film genel olarak sizi yerden yere vuracak tarzda bir komedi değil ama vaktin nasıl geçtiğini size hissettirmeyen, eğlenceli, keyifli bir film. Bu film için farklı yorumlar duyabilirsiniz, aldırmayın! Bundan önce Cem Yılmaz'ın Hokkabaz'ını, Mazhar Alanson ve Güven Kıraç'ın Kirpi'sini izleyip hoşnut kaldıysanız eğer bu filmden de aynı duygularla ayrılacağınızı garanti ederim. 
.jpg)
.jpg)
Yaş ilerledikçe insan biraz daha huzur, hayata daha pozitif yönden bakmak istiyor ki bu bağlamda artık fanatik taraftar profilinden çıkıp biraz seyirci tarafında olmak hem sinir sistemime hemde bünyeme iyi geleceğini düşünüyorum. Aksi taktirde kafamda kalan saçlarım ya biraz daha dökülecek ya da geri kalan kısmı beyazlamaya devam edecek. Onun için biraz polyanacılık oynamakta yarar var.
* Ne kadar berbat futbol oynatırsa oynatsın bir şekilde o durumdan takımı çıkarmayı başardı ki bunu yaparken liderlik vasfını, insan psikolojisinden ne kadar anladığını ortaya koydu. İddia ediyorum ki bunu yapabilecek çok fazla td bulamazsınız.
.jpg)
1.jpg)