Tiyatro - Şahane Züğürtler


Oyuna gitme düşüncesi olan var ise öncesinde bilet alma gişesinden oyun ile ilgili olan tanıtım kitapçığını almalarını ve oyunun yönetmeni olan Haldun Dormen’in benim severek okuduğum anılarını paylaştığı sayfayı okumalarını tavsiye ediyorum. Oyun 1933 yılında Fransız yazar Jacques Deval tarafından kaleme alınmış klasikleşmiş bir eser-miş. Oyun 2,30 saat sürede 2 perde halinde sahneleniyor. Oyunun dekorları otel odası ve mutfak farklı tasarımlanırken olayın geçtiği malikanedeki 2 odadaki geçişler ufak değişiklikler yapılarak izleyici aktarılıyor. Müzik kısmında ise oyuncuların bazı sahnelerdeki rusca söyledikleri şarkı performansları insanları mutlu eden cinsten. Kostümler dönemi iyi yansıtırken özellikle Rus asillerin giydikleri dönemin kıyafetleri başlıbaşına gözalıcı, ihtişamlı, Çarlık zenginliğinin görkemli yaşantısının yansımasıydı.

Oyun başladığında Rus yazarların o ağır, kasvetli havasını andıran bir giriş yapmış olması “bu akşam buna hazır değilim” düşüncesi bende yaratsada zaman ilerledikçe yanıldığımı farkına vardım. Sıkıcı bir girişten sonra gittikçe yükselen oyun ilerki sahnelerde komik bir hal alıyor. Oyunumuzun iki ana kahramanı zamanında Çarlık Rusya’sın da belli statülere sahip iki üst seviye asilzadedir. General Mikael Ouratieff ve eşi Tatyana . Tatyana’nın ünvanının söylemek isterdim ama o kadar uzun ki benim yaşımdaki bir adamın bunu hatırlaması pek mümkün değil! Rusya’da yaşanan Bolşevik Devrimi sonrası ülkeden kaçmak zorunda kalan bu beyaz Rus kahramanlarımız Paris’te bir otel odasına yerleşirler ve borç içinde yaşamaya başlarlar. Kahramanlarımızı diğer kaçaklardan farklı kılan ülkeden kaçarken Çar tarafından kendilerine çok büyük bir miktarda altın emanet edilmesidir. Mikael bunun bir emanet olduğunu söyleyerek her namuslu vatansever insan gibi tek kuruşuna dokunmaz ve bir gün geri döneceğini düşünerek züğürt yaşamayı seçer. Günler birbirini takip ederken karşılarına çıkan hizmetçi aranıyor ilanı ile yeni evleri olacak olan malikanedeki komik, bazen hüzünlü olaylar başamış olur.
Oyunun bazı sahnelerinde dönemin Bolşevik Devrimi’ne göndemeler yaparak sert eleştiriler yapmakta, bununla beraber kahramanlarımızın gerek memeleket özlemini bazen de eski o ihtişamlı günlerine özlemlerini komik, hüzünlü şekilde seyirciye sıkmadan anlatmayı başarıyor. Oyuncuların genel performansları çok iyi, şu bu diye ayırmak haksızlık olur düşüncesindeyim. Bu senenin en güzel oyunlarından biri.



Yazan : JACQUES DEVAL
Çeviren : ASUDE ZEYBEKOĞLU
Yöneten : HALDUN DORMEN
Sahne Tasarımı : BARIŞ DİNÇEL
Kostüm Tasarımı : CANAN GÖKNİL
Işık Tasarımı : ÖZCAN ÇELİK
Efekt : SERKAN YAVŞAN
Yönetmen Yardımcısı : CEYLAN ÇETE, DOĞAN ŞİRİN, EMEL BERTAN, BEGÜM YAZICIOĞLU
Süre : 150 DAKIKA / 2 PERDE


OYUNCULAR
BARIŞ ÇAĞATAY ÇAKIROĞLU, BUĞRA CAN ILDIRIŞIK, CAN BAŞAK, CAN DOĞAN, CEYLAN ÇETE, ÇAĞRI ÖZGÜR HÜN, DİLAY TAŞKAYA, ENGİN AKPINAR, HAKAN GÜNER, MÜGE AKYAMAÇ, ONUR ŞİRİN, ÖZGÜN AKAÇÇA, SÜEDA ÇİL

Tiyatro - Geç Kalanlar



Her çift evlenirken beraber bir ömür boyu mutlu olmayı ister. Bazen sorunsuz yol alır yolcular bu yolculukta bazen su alır tekne ve oluruna bırakılırak batışı izlenir. Bazılar ise çözemedikleri sorunlar için dışarıdan yardım almayı uygun görür batmamak için...
Gecenin bir yarısı salonunuzda tanımadığınız bir kadının olduğu görseniz tepkiniz ne olur? İlk sorunuz? Konuşmaya başladıkça sizin hakkınızda bildiklerini öğrenmeye başlayınca ruh haliniz? İşte oyun böyle başlıyor. Evin sahibi beyefendi gecenin bir yarısı hiç tanımadığı bir kadın ile salonda karşılaşıyor. İlk sorusu belkide birçok kişinin soracağı gibi “siz kimsiniz? İçeriye nasıl girdiniz?”. Adamın kadını kovmaya çalışması ile başlayan süreç zaman geçtikçe psikolog-hasta ilişkisine dönüyor ki araya serpiştirilen espiriler ile beraber bu dialoglar gerçekten çok başarılı. 2. Perde ile beraber adamın banyoda olduğu sırada olaya adamın eşide dahil oluyor. Benzer seans kadın ile yaşandıktan sonra bu sefer sorunları beraber çözme safhasına geçiliyor. Burada evli çiftler içinde hafiften ders niteliğinde replikler olması iyi düşünülmüş. Sanki oyun değilde aile terapisine gitmiş gibi hissedebilirsiniz. Hatta oyunun yazarı Pervin Ünalp’ın böyle bir mesleki geçmişi var mı diye şöyle hafiften araştırma yaptığımıda belirteyim. Oyunun sonu benim için sürpriz oldu. Oyunun ismi ile arada bir çalan telefondan birşeyler bağdaştırıp bir sonuca ulaşabilir miydim bilmiyorum.
Özellikle iyi kurgulanan böyle bol dialoglu oyunlar keyifli olmasına rağmen yorucuda olabiliyor. Oyunumuz 2 perde halinde 100dk bir süreçte tek bir dekorda sahneleniyor. Oyunun konusu başarılı, anlatımı, izleyici aktarılması, akıcılığı gayet güzel. İzleyici sıkmıyor. Oyuncu performansları üst seviye. Dekor konu ile örtüşüyor. Yazarın konuyu ele alması ve yönetmenin konuyu başarılı şekilde seyirci ile buluşturması içinde ayrı bir alkış göndermek gerek diye düşünüyorum.

İyi Seyirler...



Yazan : PERVİN ÜNALP
Yöneten : NİHAT ALPTEKİ
Dramaturgi : ÖZGE ÖKTEN
Sahne Tasarımı : EMRA ALBAYRAK ŞAHİN
Kostüm Tasarımı : EMRA ALBAYRAK ŞAHİN
Işık Tasarımı : MURAT SELÇUK
Müzik : DENİZ NOYAN
Efekt : METİN KÜÇÜKYILMAZ
Yönetmen Yardımcısı : PELİN ABAY, SEDA ÇAVDAR, HAZAL UPRAK, DİRENÇ DEDEOĞLU
Süre : 1 SAAT 40 DAKİKA / 2 PERDE


OYUNCULAR
DEFNE GÜRMEN, ELÇİN ATAMGÜÇ, VİLDAN GÜRELMAN, ZAFER KIRŞAN

Tiyatro - Komik-i Şehir Naşit Bey


Bizlerin çok sevdiği Adile Naşit ve Selim Naşit Özcan kardeşlerin babası Tulûat tiyatrosunun önemli isimlerinden benim gibi birçok kişinin tanımadığı Naşit Özcan’ın hayat hikayesi izleyicilerle buluşuyor. Oyunun ismi, kişinin mesleği, Sultan Hamid'i bile güldüren adam olarak anılması gözönüne alındığında oyun komedi algısı yaratsada aksine dram ağırlıklı. Konu edilen zaman aralığı özellikle sinemanın ve şehir tiyatrolarının artık Tulûat tiyatrosunun yerini aldığı 20.yy ilk yarsıındaki dönemlerde geçiyor.
Naşit Bey belli bir yaşa gelmiş Tulûat tiyatrosu ise artık halk tarafından ilgi görmemekte ve bu nedenden dolayı maddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bu durumlar anlatılırken geçmişe dönüşler yapılarak Naşit Bey’in Komik-i Şehir ünvanının nasıl aldığı, geçtiği aşamalar, yaşadıklarıda es geçilmiyor. Tulûat tiyatrosunun özüne uygun olarak seyirciye arada pas atılıyor olmasıda iyi düşünülmüş. Böyle bir biyografi dram ağırlıklı olmasına rağmen araya serpiştirilen espiriler ve makul bir zaman zarfında aktarılması izleyiciyi sıkmıyor. Bazı oyuncu performansları daha iyi olabilir desemde genel olarak bakıldığı zaman gayet iyi. Müzik seçimleri dönemi yansıtması açısından da yeterli, bu açılardan genel olarak oyun başarılı olsada dekor seçimleri yetersiz. Dönemi çok iyi anlatmadığını düşünüyorum.
Oyunun sonunda Naşit Bey’in Selim Naşit Özcan’dan olan torunu bu oyunun oyuncularından Naşit Özcan’ın yakın zamanda kaybettiğimiz Ayberk Atilla’yı anması da unutulmamalı. İyi seyirler...

(Naşit Özcan Ayberk Atilla’nın oyundaki karakterini oynamaktadır.)








Yazan : GÖKHAN ERARSLAN
Yöneten : ALİ YAYLI
Dramaturgi : HİLMİ ZAFER ŞAHİN
Sahne Tasarımı : MEHMET EMİN KAPLAN
Kostüm Tasarımı : ZUHAL SOY
Işık Tasarımı : CENGİZ ÖZDEMİR
Müzik : EMRAH CAN YAYLI
Koreografi : ÖZGE MİDİLLİ
Efekt : METİN TAŞKIRAN
Yönetmen Yardımcısı : MUSA ARSLANALİ - ÖZGÜR DAĞ - ADA ALİZE ERTEM
Süre : 110 DAKİKA / 2 PERDE


OYUNCULAR
ADA ALİZE ERTEM, BORA SEÇKİN, CAN TARAKÇI, EMRAH CAN YAYLI, ERKAN AKKOYUNLU, FAHRİ KINCIR, GÖKSEL ARSLAN, KUTAY KIRŞEHİRLİOĞLU, MEHMET AVDAN, METİN ÇOBAN, NAŞİT ÖZCAN, ÖZGÜR DAĞ, RAHMİ ELHAN, SEMAH TUĞSEL, SİNAN BENGİER, ŞEYDA ARSLAN

Tiyatro - Oyunun Oyunu


Oyunun Oyunu; izleyicinin bir tiyatro oyununda hiç bilmedği sahne öncesi, sahne arkasında ki yaşananlar ve sahne önünü “Çırılçıplak” isimli bir oyun ile 2 perde halinde 2,30 saatte süre zarfında iki farklı çift katlı bir dekor üzerinden izleyici sunuluyor. İlk perde 45 dk. bir süre sürmesine rağmen 2. perde 1 saat 45 dk. sürüyor. Oyun aslında 3 perde olarak sahnelenebilirmiş. İlk perdede anlatılan sahne öncesi prova kısımlarında yönetmenin seyircinin içerisinde dolaşması izleyici oyunun içine çekiyor. Gerek oyuncuların performansı ve yaşananlar çok komik, çok eğlendirici. Geçmişte şirketin tiyatro kulübünde ufakda olsa bir tecrübe yaşadığım için hazırlıkların ne kadar zor, çalışma gerektiren, bir o kadar da eğlendirici olduğuna tanıklık etmiştim, bunlar izleyiciye çok güzel aktarılmış. Oyun bu kadar yüksek bir seviyeden başlayınca devamınında böyle geleceğini düşünüyorsunuz ama 2 perde ile beraber oyun kalitesi geri gitmeye başlıyor. 2. perdede sahne dönüyor ve gözler sahne arkasına çevriliyor. Bu perdede oyuncuların birbiri ile oyuncu-yönetmen arasında yaşanan aşk ilişkileri, kavgaları ortaya dökülüyor. Oyun sahnelerirken yaşanan bu hengame esnasında birilerinin sağa sola koşması sırasında neyin ne olduğunu anlayamıyor, espirileri yakalayamıyorsunuz. Ortada Bir şey var ama ne? Oyun sahnelemesi bitiyor işte tam bağladılar dediğiniz anda hop bu sefer yapılan turnenin son oyununun sahne önüne dönüyor. Gereksiz bir uzatma, oyunun uzaması beni sıktı. Burada yönetmenin ipi eline alıp bu kadar yeter demesini beklerdim ki aklıma Nejat Uygur’un Cibali Karakolu’nun 2. perdesini seyirciden tepkiden almıyor diyerek çıkartması geldi. Yönetmen koltuğunda ki Ali Gökmen Altuğ’da böyle yaparak oyunu tadında bırakmasını dilerdim. Genele gelirsek oyunun sahne dekoru çok iyi, konu olarak ilk perde başarılı 2. perde vasat. Oyuncuların performansı oyunu kurtarmıyor. İyi seyirler...



Yazan : MICHAEL FRAYN
Çeviren : LALE EREN DALSAR
Yöneten : ALI GÖKMEN ALTUĞ
Dramaturgi : ÖZGE ÖKTEN
Sahne Tasarımı : TACISER SEVINÇ
Kostüm Tasarımı : NIHAL KAPLANGI
Işık Tasarımı : KEMAL YIĞITCAN
Efekt : ERHAN AŞAR
Süre : 135 DAKİKA / 2 PERDE


OYUNCULAR
AHMET SARAÇOĞLU, ASLIHAN KANDEMIR, AYŞEN SEZEREL, BUKET YANMAZ KUBİLAY, CANER ÇANDARLI, DESTAN BATMAZ, ERGÜN ÜĞLÜ, İLHAN KİLİMCİ, YELİZ GERÇEK

Tiyatro - İki Arada Bir Yerde


Danis Tanović’in yazıp yönettiği 2001 yapımı bol ödüllü "No Man's Land" filmi Yıldıray Şahinler tarafından uyarlama/yönetmen/oyuncu şeklinde her konumunda yer alarak “iki Arada Bir Yerde” ismi ile sahneye taşınarak şehir tiyatrolarında izleyici ile buluşmaya devam ediyor. Ne kadar da film arşivde dursada bir türlü izlemeye vakit bulamadım. Bundan dolayıdır ki oyun ile filmi karşılaştırma yapamayacağım. Oyunun konusu şöyle kabaca baktığınızda çok güzel. Biraz açarsak; savaş devam ederken bir cephede iki düşman tarafın terk edilen bir sipherde iki taraftan 3 askerin birbiri ile yaşadıkları trajikomik olaylar. Hiç bir şey bilmeden oyuna gidiyorsanız yazarın nereden bahsettiğini bilmesenizde bu iki savaşan tarafın çok ortak özellikleri olduklarını hatta neredeyse akrabalıklara varan ilişkileri olduğunu anlmanız zor olmayacak. Bu trajedi içerisine anlık olarak serpiştirilen espiriler yüzleri güldürsede yaşananlar, içeride verilen mesajlar çok anlamlı ve gerçekçi. Dekor konuyu uygun, müzikler, efektler izleyici oyunun içine çekiyor ama burada artık konudan mıdır uyarlamandan mıdır yoksa oyuncu performansları mıdır bilmem bazı sahneler yetersiz, anlamsız geldi ki oyunu benden itti. Benzetmek gerekirse; Hugo Almedia’lı Beşiktaş gibi diyim anlayın.
Oyun 2 perde halinde 1 saat 50 dk civarında bir sürede tek dekor üzerinden izleyici aktarılıyor. Sonuç olarak artılarının eksilerin yanında fazla olduğu bu sezonki tiyatro oyunlarından biri...




Yazan : DANIS TANOVIC
Yöneten : YILDIRAY ŞAHİNLER
Sahne Tasarımı : AYHAN DOĞAN
Kostüm Tasarımı : AYSEL DOĞAN
Işık Tasarımı : F. MEHMET HAROĞLU
Efekt : KADIR ARLI
Yönetmen Yardımcısı : MEHMET SONER DİNÇ
Süre : 105 DAKİKA / 2 PERDE
Uyarlayan : YILDIRAY ŞAHİNLER


OYUNCULAR
ALP TUĞHAN TAŞ, CENGIZ TANGÖR, ERTUĞRUL POSTOĞLU, GÜZİN ALKAN, MEHMET SONER DİNÇ, MURAT COŞKUNER, REYHAN KARASU, SEFA ÖZTÜRK, YILDIRAY ŞAHİNLER


Tiyatro - Şekerpare


Namussuz Ziver, Cumali, Hurşit diyince Şener Şen, Şevket Altuğ, İlyas Salman, Yaprak Özdemiroğlu ve birçok isminde oynadığı Yavuz Turgul’un kaleme aldığı Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı efsane film Şekerpare’yi hatırlamayan var mıdır? Bu efsane filmin tiyatroya uyarlanmış hali şu sıralar Engin Alkan’ın yönetmenliği ile İstanbul şehir tiyatrolarında bütün sahnelerinde kapalı gişe oynamaya devam ediyor. Genellikle senaryosu bilinen böyle efsane olmuş yapım/yapıtların sahenelenmesi ve tekrar perdeye yansıtılması durumlarında izleyicilerin beklentileri yüksek olabiliyor. Bu beklentilere bağlı olarak benzer başarılar edinmelerine rağmen ağırlıkla fiyasko ile sonuçlandığı çok olmuştur. Kendi adıma hayal kırıklığına uğramamak adına böyle durumlarda herhangi bir beklenti içerisinde olmamayı yeğliyorum. Ama ne kadar da beklenti içerisinde olmasanızda ister istemez bir karışlatırmaya giriyorsunuz.
Engin Alkan bugüne kadar yönettiği, oynadığı ve benim izlediğim oyunları komedi ağırlıklıydı ki hiç birinden memnuniyetsiz ayırlmadım. Aksine çok güldüm ve eğlendim. Gerek oyunculuğu gerekse yönetmenliği ile çok başarılı bir tiyatrocu. Gözü kapalı biletini al, git yani o kadar!
Oyunumuz dönen platformda tek dekor halinde tasarlanmış bir sahnede 2 perde 3 saat zaman diliminde sahneleniyor. Kıyafetler dönemin ortamını iyi bir şekilde yansıtırken müzikal bir oyun olmanın hakkını veriyor ve birçok şarkı, müzik oyunun içerisine yerle yerinde izleyici sunuluyor. Özellikle bu tür müzikal oyunlarda ses yükseklikleri doğru ayarlanmadığında izleyiciye zevk vermiyor, aksine işkenceye dönüştürebiliyor. Ki biz bu oyunu izlerken 4. sıradan izledik ve sesin aşırı yüksek olmasından dolayı şarkı sözlerini anlamada zorlandık. Belkide oyunun tek eksi yanı buydu. Belkide biraz daha sahneye uzaktan izlemek daha iyi olacaktır.
Oyun ağırlıklı olarak film ile birebir gitmesine rağmen bazı bölümler değiştirilmiş ama izleyicinin gözüne batmıyor, “ıh olmamış” izlenimi yaratmıyor. Komedi türü veya mizah barındıran oyunlarda istemsiz veya başka bir nedenden oluşan aksamaları doğaçlamayla komedi dozunu yükselten oyuncuları ayrı severim. Bu oyunda da benzer doğaçlamalara tanıklık ettik, bu doğaçlamalar genellikle birden fazla oyuncu arasında oldu ki bütün oyuncuların bu doğaçlamalara anında tepki vermesi izleyici tarafından gerekli tepkiyi aldı ve çok güldürdü.
Sonuç olarak bilinen ve efsane olmuş bir senaryonun sahnelenmesine rağmen gayet başarılı bir şekilde oyuncuların yüksek performansları ile filmi neredeyse aratmayacak şekilde izleyiciye aktarılıyor. Yer bulabilirseniz izlemenizi öneririm.




Yazan : YAVUZ TURGUL
Yöneten : ENGİN ALKAN
Dramaturgi : SİNEM ÖZLEK
Sahne Tasarımı : BARIŞ DİNÇEL
Kostüm Tasarımı : DUYGU TÜRKEKUL
Işık Tasarımı : CEM YILMAZER
Müzik : BURÇAK ÇÖLLÜ
Koreografi : SENEM OLUZ
Efekt : SES DÜZENİ: METİN KÜÇÜKYILMAZ
Yönetmen Yardımcısı : YEŞIM MAZICIOĞLU, EMRE ŞEN
Süre : 3 SAAT / 2 PERDE


OYUNCULAR
ASLI MENAZ, AYBAR TAŞTEKİN, BERFU AYDOĞAN, BUĞRA CAN ILDIRIŞIK, CAFER ALPSOLAY, DOLUNAY PİRCİOĞLU, EMRE ÇAĞRI AKBABA, ENGİN ALKAN, ERCAN DEMİRHAN, NURDAN GÜR, ONUR DEMİRCAN, TARIK KÖKSAL, UĞUR DİLBAZ, VOLKAN ÖZTÜRK, YAĞMUR DAMCIOĞLU NAMAK, YEŞİM MAZICIOĞLU, ZEYNEP ÇELİK KÜREŞ, ZEYNEP GÖKTAY DİLBAZ

Tiyatro - Hisse-i Şayia


“Hisse-i Şayia’da neymiş efendim” diyerek merak edip acelesi olanlar bir tıklama ile anlamına ulaşabilecekleri gibi “ne gerek var biraz heyecan iyidir” diye düşünenler biraz sabırla oyunda anlamını öğrenebilirler.

Oyunun kadrosunda Zihni Göktay, Sezai Aydın, Hikmet Körmükçü gibi gözlerin de aşina olduğu 8 kişilik bir oyuncu kadrosu tarafından 2 ayrı dekor üzerinde 2 perde olarak 2 saatlik bir zaman diliminde sahneleniyor. Oyunumuz komedi, hemde öyle böyle değil! Zihni Göktay’ın kendinden çok şeyler kattığı diğer oyunlar gibi al bir daha izle tadında. Kendine her seferinde hayran bırakan Zihni Göktay’ı dünya gözüyle üçüncü defa canlı olarak izleme şansı duldum ki benzer mutluluğu Toron Karaca’yı izlediğimde yaşamıştım. Böyle büyük ustaları izlemek gerek, hayat kısa.
Fkirlerimi belirtmeden biraz konudan bahsedelim; yaşanan olaylar Osmanlı’nın son dönemlerinde bir konakta geçiyor. Faika (Hikmet Körmükçü) Tahir (Zihni Göktay) severek evlenmiş ama ancak birbirlerine 5 yıl katlanabilmiş büyük geçimsizlik sonucu 14 yıl önce ayrılmış ve evlilik yaşına gelmiş bir kız çocuk sahibi birbirlerini her gördüklerinde ortama, kişilere aldırmadan kedi-köpek gibi didişen eski bi karı-kocadır.
Tahir Bey kızı Mahmure’yi (Zeynep Göktay Dilbaz) üvey kız kardeşinin oğlu yani üvey yeğeni Necmi (Uğur Dilbaz) ile evlendirmek istemektedir. Bir virgül koyup anlayacağınız üzere Zihni Göktay’ın oyunda kızı ve damadı ile sahneyi paylaştığını belirteyim ve devam edeyim. Bu konudan haberdar olan Necmi’nin üvey anne babası diyebileceğimiz Tahir Bey’in kız kardeşi (Selma Kutluğ) ve eşi Sudi’nin (Sezai Aydın) aksine Faika Hanım bi haberdir. Onun planlarında Tahir Bey’den nefret edecek, kızının yanına dahi yaklaştırmak istemeyen bir damat vardır. İşte oyunumuz bu konu üzerine inşa ediliyor ve espiriler havada uçuşuyor.
Konu Osmanlı dönemi olunca müzikler ve dekor ona göre tasarlanmış. Girişte 2 farklı dekordan bahsetmiştim, olaylar ilk perdede konağın bahçesi ikinci perdede ise konağın salonunda geçiyor. Dekor başarılı, müzik başarılı, eee iki saat boyunca güldürebiliyorsa o konuda da fazlasıyla başarılı.
Gelelim oyuncu performanslarına diyecem de Zihni Göktay gibi ustaların olduğu bir sahnede not vermek haddimize değil, ama deseniz ki kimi ayrı bir yere koyarsın Bican karakterini oynayan Aybar Taştekin gerçekten oyunculuğu ile hayran bırakıyor. Ona da ayrı bir alkış.
Oyunun tek eksik yanı belki de sounun tahmin edilebilir olması, o da eksik midir değil midir siz karar verin. Sonuç olarak ev eşrafı olarak genellikle izlediğimiz oyunlara notlar veririz, hanım 8 dedi ben ise daha ziyade notu bol öğretmen gibiyimdir. Benden ayakta bol alkış....



Yazan: İ. AHMET NURİ SEKİZİNCİ
Yöneten: TARIK ŞERBETÇİOĞLU
Dramaturgi: GÖKHAN AKTEMUR
Sahne Tasarımı: EYLÜL GÜRCAN
Kostüm Tasarımı: SABAHAT ÇOLAKOĞLU
Işık Tasarımı: MUSTAFA TÜRKOĞLU
Efekt: UMUT YÜZBAŞIOĞLU
Yönetmen Yardımcısı: ÇAĞLAR POLAT, YAĞMUR DAMCIOĞLU, ERTAN KILIÇ
Süre: 125 DAKIKA / 2 PERDE
OYUNCULAR
AYBAR TAŞTEKİN, HİKMET KÖRMÜKÇÜ, SELMA KUTLUĞ, SEZAİ AYDIN, UĞUR DİLBAZ, YAĞMUR DAMCIOĞLU NAMAK, ZEYNEP GÖKTAY DİLBAZ, ZİHNİ GÖKTAY




Katilin Şahidi - Algan Sezgintüredi

Yakın zamanda o bir haftaya sığdırılan gidebilirsen git, gittiğinde de gezebilirsen gez tarzı kitap fuarına işten izin alarak haftaiçi ancak gidebildim. Etrafın çoluk-çocuk, genç kaynadığı ortamda artık stand gezmekten ayaklarım ağırmaya başladığı sıralarda sanki eski iki dostu, aileden birilerini görmüş gibi standın birinde tanıdık iki simaya rastladım. Tam emin olamadım, üzerilerindekiler mi benziyordu yoksa en afilli yeni halleriyle mi oradaydılar. Bir iki yoklamadan sonra onlar olduğuna karar verdim, saramaş dolaş olduk ve kendilerini ellerinden tuttuğum gibi evime buyur ettim.
Eve vardığımızda biraz bakıştık, ense-kol yaptık, eski günler yad ettik. Aslında bu iki şahsı sizlere daha önceden tanıştırmıştım ama uzun zaman oldu, unutmuşsunuzdur belki. Şu ufakcık tefecik, cin gibi olan Tevfik, nam-ı diğer Tefo. Evlenip çoluk-çocuğa karışıp klasik bir Türk babası kıvamını saymazsak Tefo bildiğiniz Tefo işte. Diğeri ise bizim iri kıyım Vedat. Neredeyse her Türk erkeğinin yaşadığı gençlik zamanlarında neden evlenmiyorsun, yaşın-başın geldi baskılarından kurtulmuş, belkide “lan bundan birşey olmaz” diyerek yakasından düşülmüş ömrün yarısını geçirmesinden midir yoksa şu hareketsizleştiren şehir yaşantısının etkisen midir nedir;  göbek salmış biraz saçlara kır düşmüş haliyle olgun mu desek yoksa ihtiyarlamış mı desek artık eskisi nazaran daha sakin bir hale bürünmüş sevgili dedektif dostumuz.
En son kendileri ile görüşeli 6 yıl omuş, uzun zaman gerçekten. Oradan buradan biraz eskilerden bahsettik filan derken Vedat başladı görüşmediğimiz o zaman aralığında yaşadıkları bir cinayet vakasını anlatamaya. Sever anlatmayı, güzelde anlatır hani!
Artık ailesi Vedat’tan umudunu kestiği dönemlerde ondan umudunu kesmeyen belki de “şunuda eversek de başımızdan salsak” derdinde olan Tefo’nun eşi Ayla ve Tefo ikilisinin yaptığı yılbaşı planı  doğrultusunda konudan haberi olmayan ama işkillenen Vedat söylene söylene Nilgin’ün evine yol alır. Nilgün kim mi? Ha evet söylemedim; bizim dedeftiflik bürosunun 6 yıllık annesi ile beraber yaşayan  bekar sekreteri.  Vedat’ın bu kendi kendine yaptığı konuşmalarını, iç sesini seviyorum. Kendisinden daha eğlenceliler. Nerede kalmıştık; zil çalınır, kapı açılır. Buyur edilir falan filan, buraları es geçelim. Nilgün hazırladığı hindiyi Vedat’ın eline tutuşturur, vedalaşılır ve daireden çıklır.  Ağır adımlarla merdivenlerden inilip 2. kata tam varıldığında  karidorun sonunda ki daireden dört el ateş sesi gelir. O sırada kapıda çöpleri alan binanın kapıcısı Mehmet ile bina sakinlerinden Zeki Bey “İhsan” diyerek çöplerin dağılmasına aldırmadan daireye doğru koşarlar. Bizim Vedat’ta ilk önce  elindeki sıcak hindiyi nereye koyacağını bakındıktan sonra dağılan çöplerin uzağında uygun bir yer bularak hindi bırakıp  daireye doğru ilerler.
İşte Vedat ve Tefo buradan sonra olaya dahil oluyorlar. Ben buradan sonrasında mesleki midir yoksa hissiyat mıdır bilmem cinayetin nasıl işlendiğini çözmüştüm ama tabiki kimin yaptığı konusunda sonuna kadar beklemek gerekiyor. Belkide bunu da siz benden daha önce çözebilirsiniz. Ben genellikle bu durumlarda çözmek için uğraşmıyorum, bırakıyorum kendimi anlatıcı alsın götürsün. Konu hakkında daha fazla bir şey yazmak istemiyorum. Alınız okuyunuz efendim.

Sonuca gelirsek: bu seriyi okuduysanız aynı şekilde keyif  veriyor, mutlu ediyor.  

Vedat’ın anlatacağı yeni bir macera daha varmış, ben dinlemeye gidiyorum. Onuda yakın zamanda yazarım artık. İyi eğlenceler.



ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ JK



Samet Aybaba'dan Slaven Bilic'e Şenol Güneş'e, Süreyya Soner'inden Fikret Orman'a, Tolga'sından Kerim'ine kadar teşekkürler koca yürekli güzel insanlar...

Avrupa 2016 gruplarında Türkiye adına oynayan oyuncular ve aldığı süreler

İlk 7 Maç sonrası gruplarda Türkiye adına oynayana oyuncuların aldığı süreler


  İlk 11 Yedek O. girme Oynanan dk.
Arda Turan 6 0 540
Caner Erkin 6 0 540
Selçuk İnan 5 0 504
Ozan Tufan  5 2 501
Volkan Babacan 5 0 450
Gökhan Gönül 5 0 450
Burak Yılmaz 5 0 433
Mehmet Topal 5 2 414
Gökhan Töre 4 1 385
Serdar Aziz 4 0 360
Umut Bulut 3 2 314
Semih Kaya 4 0 285
Hakan Balta 3 0 270
Volkan Şen 3 1 242
Hakan Çalhanoğlu 2 2 223
Olcay Şahan 3 0 210
Ersan Gülüm 1 1 111
Onur Kıvrak  1 0 90
Tolga Zengin 1 0 90
Emre Belezoğlu 1 0 90
Ömer Toprak 1 0 90
Olcan Adın 1 1 87
Oğuzhan Özyakup 1 1 51
Bilal Kısa 0 1 50
Şener Özbayraklı  0 1 34
Adem Büyük 0 1 31
Mustafa Pektemek 0 1 25
Muhammet Demir 0 1 24
Hamit Altıntop 0 1 20
Emre Taşdemir 0 1 15
Kazım Richards 0 1 11
Mehmet Ekici 0 1 5

derbiden geriye kalanlar

* emenike'nin formasını çıkarıp sahayı terkedip geri dönmesi.
* emre'nin üçüncü ve dördüncü hakemin olduğu taraftaki Biliç'e ettiği küfürler. (bakmayın iyi çocuktur emre)
* F.Aydınus'un bu iki pozisyonu görmezden gelip aptala yatması. (kesin gözüne, kulağına kar suyu kaçmıştır.)
* Emre'nin bir pozisyonda yerde kalıp birkaç dk. yerden kalkamamasına rağmen fenerli topçuların iplemeyip topu dışarı atmamaları  (kendi arkadaşları bile inanmıyorsa...)
* Kuyt'ın sakatlanmasından sonra İsmail Kartal'ın hangi oyuncunun oyuna gireceğine emre ile karar vermesi .(Bir td'nin dramı)
* Tolga Zengin'in maşallah dediğimiz bir pozisyon sonrasında anlamsız şekilde sakatlanması.
* Tolgay'ın kafa topunda sakatlanması ve oyuna devam edememesi. (İnşallah ciddi birşeyi yoktur)
* İki takımında iki oyuncu değişikliğinin sakatlıklardan olması. (no comment)
* İki takımında bu kadar kötü futbol oynamasına rağmen çok net birkaç pozisyon yakalamaları
* fenerin kontradan gol bulması (0-0 iken 90+)
* emenike'nin maç bitmeden stadı terk etmesi (bunun bir cezası var mıdır?)
* Sow'un Beşiktaş maçlarını boş geçmemesi
* Yediği gol sonrası ve maç sonu kaleci Günay'ın üzüntüsü
* Biliç yönetiminde çıkılan 7 derbi maçta 5 yenilgi 2 beraberlik alınması.


Yine bir züperlilk klasiği, yine futbolsuzluk, yine futbol harici olaylar olaylar...


Cem Yakışkan'dan mektup var

Aklımızın alamayacağı kadar hileyle, aldatmacayla, haksız ve zalimce bir tarih yazılmakta. Kimimiz insanlığa dair ne varsa inancını yitirdiğinden suskun, kimiyse safını inkara sığınarak, teslimiyet ve boyun eğmekten yana, kimi ise hala İSYANDA!
70’lerden bu yana, Denizlerin, Mahirlerin isimlerinin yüksek sesle söylendiğinde bile suç sayılabileceğini sanan evlerden… tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bire bir örnekleri BİZLER! Ellerinden gelse idam cezasını bugün uygulayabilmek isteyenleri, mecburiyetinden müebbete çevirdikleri günlere geldik. Hiçbir şey değişmedi vicdanla vicdansızlığın safında. Uyuşturucu baronları, emlak simsarları, silah tüccarları, hırsız ve tecavüzcüler, kadın tacirleri ve katiller!!! Katle ferman verenler!!! Padişahım çok yaşa!!! Diye bağıran, alkış tutan üç beş gazeteci müsveddesinden… Vatandaşı olmadığı bir ülkenin paralarını çaldığı halde hırsız!!! denildiğinde, o ülkenin evlatlarını adamlarına dövdürenlerden… Ayakkabı kutularından hafif 16 kilo kalan BERKİN’İMİZİN anasını meydanlarda yuhalatabilen zihniyetten… Dövülerek öldürülen oğlunun kasedini tekrar tekrar bir anneye izlettiren sisteminizden! Saraylardan daha büyük bir evi olduğundan halkı açken israfı hak bilenlerden! Soma’da ambulansı bile kirletebileceğini düşündüren adaletsizlikten; sizin gözünüzde idamlıksam, NE MUTLU BANA!

Siyah Beyaz dünyam ve halkımıza;
Bizler hiçbir siyasi partinin veya paralel her neyse?! Egemenliğini tanımayacak kadar asi ruhlu semt çocuklarıydık, düşeni kaldırdık! Bütün suçumuz bu! Beni veya benim gibi düşünenleri tribünlere siyaset karıştırmakla suçlayanlar, gün gelecek bu duruşumuzun haklılığını, yürek sesinden öteye gitmediğini ve bir gün onların da ihtiyacı olabileceğini anlayacaklar!
Elbette ki bunlara sevinenler de olacak aranızda… Alışılagelmiş mücadelelerde her zaman olduğu gibi, kin ve nefretle beslenenlerden hiçbir beklentimiz yok! Bilakis bu gibi süreçlerde kimin ne olduğunu anlamamızı sağlayan dost görünümlü çakallara da teşekkürlerimi borç bilirim. Bütün bu zaman zarfında zor günlerimizi fırsata çevirenlere elbet bir gün bir yerlerde, yüz yüze gelmek ümidiyle…

Tüm dostlarıma, kardeşlerime;
Kardeşlerim; yüreğinizin sesi seslerin en mert olanıdır. Tek kişi kalsanız da o sesi dinlemekten vazgeçmeyin. Unutmayın ki futbol sadece futbol değildir bizim için… Futbol BEŞİKTAŞ’tır, BEŞİKTAŞ ise hayat!

Dostlarıma ve aileme;
Beni zor günlerimde yalnız bırakmayan, çoğu kez erkeklerden daha dik duran bacılarıma, ablalarıma ve annelerimize;
Her zaman uzakta da olsa, gerçekte, kalben bizleri bağrına basan, unutmayan ve tüm taraftarlara ve halkımıza;
“Dost kötü günlerde belli olur!” sözünü hak eden bütün abi, kardeş ve gökyüzünde sonsuzluğa uçan tüm KARTALLAR’A;
SELAM OLSUN!!! Hakkım varsa da HELAL!!!

Ben ve benim gibi çocuklar uyurken susana! Ölürken isyan edene… Bunun için bedel ödenecekse ödeyebilene… Bu toprakları ve halkını çok sevene… İnsana yatırımı farz bilene, onlar güçlüyse biz haklıyız, halkız, diyene… Ihlamurlu yoldan, selam olsun!

Sevgilerle
Cem Yakışkan

...babam öldü!

...kısa, sonu olmayan, anlamsız, korkutan, gecenin bi yarısı yataktan kalkıp camı kapattıracak kadar rahatsız edici bir rüya. Sabah işe gitmek için kalktığımda hanıma dedim ki:”dün gece şöyle şöyle bir rüya gördüm, hayırlara vesile olur inşallah”.
...akşam markette alışveriş yaparken kayınpeder eşimi aradı:
Kp: ....
Eşim: Başımız mı sağlsun? Kim öldü?
Kp: ...

Eşim bana dönerek ”Süleyman Seba ölmüş!” dedi.




Tiyatro - Ocak


Şu bayram tatili ile birlikte İstanbul boşaldı,  geriye ya parasızlıktan dolayı bir yerelere kaçamayan veya bizim gibi “bayram dostlarla, akrabalarla geçirilir” diyen sakinlikten yararlanmayı kâr sayan insanlar kaldı. Doğal olarak tiyatro salonlarınada bu yansıyor.
Tanıtmak istediğim oyun; yakın zaman içerisinde kaybettiğimiz “Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı Turgut Özakman’ın kaleme aldığı “Ocak” isimli oyun. Yönetmen koltuğunda Yıldırım Fikret Urağ otururken sahne tasarımı Rıfkı Demirelli tarafından yapılmış. Oyunumuz 2 aatlik bir süre zarfında 2 perde olarak sahneleniyor.  
Oyun başlamadan öne baba rolünü oynayan Hakan Güneri beyefendinin provalar sırasında geçirdiği bir kaza sonucu evinde dinlenmek zorunda olduğununu ve bu nedenden dolayı birkaç gün gibi kısa bir sürede hazırlanmak zorunda kalan Bahtiyar Engin'in elinde text ile bu rolü oynayacağı bilgisini ileten bir beyefendinin sözleri ile oturduğum koltukta biraz daha dik konuma geçtim. Malumunuz böyle bir durumda doğaçlamaların ortaya çıkması doğal ve bir o kadar komik bir hal alabiliyor. Ayrıca Bahtiyar Engin'in ortaya koyacağı performansda ayrı bir merak konsu oluyor.  
Gelelim oyunumuzun: 1960'lı yıllarda  anne-baba, 3 erkek 1 kız çocuk ve anneanneden oluşan 7 kişik bir ailenin  evinde geçiyor.  Karakterler: evin babası Tarık rolünde bazı sahnelerde elde text ile dolaşan, doğaçlamalardan dolayı oyunu daha komik hale sokan Bahtiyar Engin'in görüyoruz. Buna rağmen işin altından iyi kalktığını rahatça söyleyebiliriz. Babamız oto tamircisi olan, bir gün zengin olacağını düşünen ve devamlı bunun için planlar kuran biri. Annemiz Safiye Hanım (Safiye İçözü) ailesini bir arada tutmaya çalışan vefakar Türk kadını rolünde.  Evimizin büyük oğlu  haylaz, aylak, boş gezenin boş kalfası, tatlı  dilli, sevecen (Erkan Sever) bu tek düzelikten bir gün kaçacağını umut eden Nihat.  Evin ortanca oğlu (Cengiz Tangör) Fazıl, küçüklüğünden beri ikinci plana atıldığını hisseden, devamlı çalışmak zorunda kalan, hep haklı olan, evin yükünü taşıyan ve bir gün kendi yoluna gitmeyi hayal eden maço bir karakter.  Evin küçükoğlu Özcan  (Mehmet Soner Dinç, daha öğrencilik yaşamına devam eden, ailesinin bu fakirlik halinden utanan ve anneannesinin anlattığı paşa torunu hikayelerini ciddiye alarak  arkadaşlarından böyle itibar görmeye umut eden zat. Evin tek kızı Sevda (Mana Alkoy), tek bacağı aksayan, olduğu gibi  kabul edilmeyi isteyen, birgün evlenip kendi hayatını kurmayı umut eden genç kızımız. Gelelim anneannemize (Mahperi Mertoğlu), artık belli yaşı  devirmiş git gelleri olan, bazı durumlarda aile fertlerini bile tanıyamayacak kadar bunamış olan büyüğümüz. 
Karakterlerimiz yaşadıkları ortamdan, durumdan rahatsız olmakta ve bir çıkış yolu olarak  zengin olmakla, bir diğeri gitmekle, bir diğeri evlenmekle, bir diğeri hayalle, bir diğeri ise geçmişi ile aramaktadır. Annemiz ise aileyi bir arada tutmak için elinden geleni yapmaktadır. 

Konu ağırlıklı olarak dram içerikli olsada bir ailenin içerisinde yaşanabilecek komik olaylar, o insanların hayalleri, dayanışması, çekişmesi  izleyici aktarılmaya çalışılıyor; ki bununda başarıldığı kanısındayım,  izleyici oyunun sonuna kadar sıkılmıyor, oyundan kopmuyor. Tabi bazı yerlerde oyuncuların abartılı oyunculuklarıda göze batmıyor değil. Erkan Sever'in ise bu  oyunda bir adım daha öne çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Oyunun neredeyse tamamında duyulan Türk Sanat Musikisi eserleri benim gibileri  için ayrı bir keyif olurken, sahne tasarımı gayet  başarılı. 
Ayrıca oyunun başında ve sonu ağırlıklı olsada aralarda radyodan yapılan yayınlarla 1963 :) yılında AB'ye yapılan üyelik başvurusu hakkında bilgilerde veriliyor. 



Yazan    : Turgut Özakman
Yöneten              : Yıldırım Fikret Urağ
Sahne Tasarımı : Rıfkı Demirelli
Işık Tasarımı       : Özcan Çelik
Kostüm Tasarımı             : Zuhal Soy
Efekt     : Yusuf Tuncer
Süre      : 2 Perde 2 Saat 15 Dakika

Oyuncular
Aslı  İçözü, Cengiz Tangör , Erkan Sever, Hakan Güner, Mahperi Mertoğlu, Mana Alkoy, Mehmet Soner Dinç



Lefter Küçükandonyadis'den 6-7 Eylül


"Onbeş gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tenekeleriyle karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul'dan Emniyet Müdürü evime geldi. Gece gördüğü manzara karşısında 'Aman Allahım' demişti. Çok sordular kim yaptı diye, ama o gün de söylemedim, bugün de söylemeyeceğim."

Siyahın içinde beyazı aramak



* Siyasetin etkisi: Beşiktaş'ı 2004-12 yılları arasında yönetip en dibi gösteren Yıldırım Demirören'in hangi kriterlere göre Futbol Federasyonu Başkanlığına getirildiği muammadır. YD'nin en son hediyesi ise;

“Bu süreci çok iyi yürüttük. Herkesin bize teşekkür borcu var”  söylemleri sonrası Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin aldığı cezalardır.

* Dünya ile dalga geçmek: Mali nedenlerden dolayı avrupadan men edilen, şikeden suçlanan bir kulübün başkanın o ülkenin Uefa ile halk ile adeta dalga geçercesine Federasyon başkanlığına getirilmesi.

* Sözün bittiği yer: şikeden dolayı yargılanan bir kişinin Beşiktaş başkanlığına adaylığını koyup 2088 oy alması.

* Kallavi küfür: Beşiktaş'ı bu hale getirenlere edilecek en büyük küfür ne ise o..!

* Omugazsızlık: Roberto Carlos için değiştirilen maddeler: Kişilere göre özel maddeler çıkartıp kendi koyduğu kurallara riayet edemeyecek kadar kaypak yöneticiler tarafından idare edilmek...

* Bertaraf olmak: Tribünlerde siyaset yapılmasın derken oyuncuların, yöneticilerin hatta milletvekillerinin maç sonları yaptığı açıklamalar, hareketler. Siyaset yapacaksanız benim istediğim şekilde yaparsınız...

* Geleceğe güvenle bakmak: Önder Özen, Biliç iklisinin göreve getirilerek kulübün profesyonel bir yapıya bürünmesi için yapılan hamleler.

* Futbol hakkında Önder Özen konuşacak demesine rağmen eski yönetici tipine uygun söylemler sergileyen Fikret Orman, sen bize en son yaptığın sponsorluk projeleri ve yenileri ile gel başkan. Konuşmayı işi bilenlere bırak.

* Yeni sezonun güzelliği: İsminden başka hiçbir şeyi bi halta benzemeyen olmpiyat stadına stad olduğunu hatırlatan güzel taraftara...

* Teşekkürün en büyüğü: Avrupa kupalarına gidemeyceğini bilmesine rağmen sonuna kadar mücadele eden ve kazanan o güzel topçulara.

* Şeref Bey'e kısa bir veda: çocukluk, gençlik, umutlarım, üzüntülerim...