ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ JK



Samet Aybaba'dan Slaven Bilic'e Şenol Güneş'e, Süreyya Soner'inden Fikret Orman'a, Tolga'sından Kerim'ine kadar teşekkürler koca yürekli güzel insanlar...

Avrupa 2016 gruplarında Türkiye adına oynayan oyuncular ve aldığı süreler

İlk 7 Maç sonrası gruplarda Türkiye adına oynayana oyuncuların aldığı süreler


  İlk 11 Yedek O. girme Oynanan dk.
Arda Turan 6 0 540
Caner Erkin 6 0 540
Selçuk İnan 5 0 504
Ozan Tufan  5 2 501
Volkan Babacan 5 0 450
Gökhan Gönül 5 0 450
Burak Yılmaz 5 0 433
Mehmet Topal 5 2 414
Gökhan Töre 4 1 385
Serdar Aziz 4 0 360
Umut Bulut 3 2 314
Semih Kaya 4 0 285
Hakan Balta 3 0 270
Volkan Şen 3 1 242
Hakan Çalhanoğlu 2 2 223
Olcay Şahan 3 0 210
Ersan Gülüm 1 1 111
Onur Kıvrak  1 0 90
Tolga Zengin 1 0 90
Emre Belezoğlu 1 0 90
Ömer Toprak 1 0 90
Olcan Adın 1 1 87
Oğuzhan Özyakup 1 1 51
Bilal Kısa 0 1 50
Şener Özbayraklı  0 1 34
Adem Büyük 0 1 31
Mustafa Pektemek 0 1 25
Muhammet Demir 0 1 24
Hamit Altıntop 0 1 20
Emre Taşdemir 0 1 15
Kazım Richards 0 1 11
Mehmet Ekici 0 1 5

derbiden geriye kalanlar

* emenike'nin formasını çıkarıp sahayı terkedip geri dönmesi.
* emre'nin üçüncü ve dördüncü hakemin olduğu taraftaki Biliç'e ettiği küfürler. (bakmayın iyi çocuktur emre)
* F.Aydınus'un bu iki pozisyonu görmezden gelip aptala yatması. (kesin gözüne, kulağına kar suyu kaçmıştır.)
* Emre'nin bir pozisyonda yerde kalıp birkaç dk. yerden kalkamamasına rağmen fenerli topçuların iplemeyip topu dışarı atmamaları  (kendi arkadaşları bile inanmıyorsa...)
* Kuyt'ın sakatlanmasından sonra İsmail Kartal'ın hangi oyuncunun oyuna gireceğine emre ile karar vermesi .(Bir td'nin dramı)
* Tolga Zengin'in maşallah dediğimiz bir pozisyon sonrasında anlamsız şekilde sakatlanması.
* Tolgay'ın kafa topunda sakatlanması ve oyuna devam edememesi. (İnşallah ciddi birşeyi yoktur)
* İki takımında iki oyuncu değişikliğinin sakatlıklardan olması. (no comment)
* İki takımında bu kadar kötü futbol oynamasına rağmen çok net birkaç pozisyon yakalamaları
* fenerin kontradan gol bulması (0-0 iken 90+)
* emenike'nin maç bitmeden stadı terk etmesi (bunun bir cezası var mıdır?)
* Sow'un Beşiktaş maçlarını boş geçmemesi
* Yediği gol sonrası ve maç sonu kaleci Günay'ın üzüntüsü
* Biliç yönetiminde çıkılan 7 derbi maçta 5 yenilgi 2 beraberlik alınması.


Yine bir züperlilk klasiği, yine futbolsuzluk, yine futbol harici olaylar olaylar...


Cem Yakışkan'dan mektup var

Aklımızın alamayacağı kadar hileyle, aldatmacayla, haksız ve zalimce bir tarih yazılmakta. Kimimiz insanlığa dair ne varsa inancını yitirdiğinden suskun, kimiyse safını inkara sığınarak, teslimiyet ve boyun eğmekten yana, kimi ise hala İSYANDA!
70’lerden bu yana, Denizlerin, Mahirlerin isimlerinin yüksek sesle söylendiğinde bile suç sayılabileceğini sanan evlerden… tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bire bir örnekleri BİZLER! Ellerinden gelse idam cezasını bugün uygulayabilmek isteyenleri, mecburiyetinden müebbete çevirdikleri günlere geldik. Hiçbir şey değişmedi vicdanla vicdansızlığın safında. Uyuşturucu baronları, emlak simsarları, silah tüccarları, hırsız ve tecavüzcüler, kadın tacirleri ve katiller!!! Katle ferman verenler!!! Padişahım çok yaşa!!! Diye bağıran, alkış tutan üç beş gazeteci müsveddesinden… Vatandaşı olmadığı bir ülkenin paralarını çaldığı halde hırsız!!! denildiğinde, o ülkenin evlatlarını adamlarına dövdürenlerden… Ayakkabı kutularından hafif 16 kilo kalan BERKİN’İMİZİN anasını meydanlarda yuhalatabilen zihniyetten… Dövülerek öldürülen oğlunun kasedini tekrar tekrar bir anneye izlettiren sisteminizden! Saraylardan daha büyük bir evi olduğundan halkı açken israfı hak bilenlerden! Soma’da ambulansı bile kirletebileceğini düşündüren adaletsizlikten; sizin gözünüzde idamlıksam, NE MUTLU BANA!

Siyah Beyaz dünyam ve halkımıza;
Bizler hiçbir siyasi partinin veya paralel her neyse?! Egemenliğini tanımayacak kadar asi ruhlu semt çocuklarıydık, düşeni kaldırdık! Bütün suçumuz bu! Beni veya benim gibi düşünenleri tribünlere siyaset karıştırmakla suçlayanlar, gün gelecek bu duruşumuzun haklılığını, yürek sesinden öteye gitmediğini ve bir gün onların da ihtiyacı olabileceğini anlayacaklar!
Elbette ki bunlara sevinenler de olacak aranızda… Alışılagelmiş mücadelelerde her zaman olduğu gibi, kin ve nefretle beslenenlerden hiçbir beklentimiz yok! Bilakis bu gibi süreçlerde kimin ne olduğunu anlamamızı sağlayan dost görünümlü çakallara da teşekkürlerimi borç bilirim. Bütün bu zaman zarfında zor günlerimizi fırsata çevirenlere elbet bir gün bir yerlerde, yüz yüze gelmek ümidiyle…

Tüm dostlarıma, kardeşlerime;
Kardeşlerim; yüreğinizin sesi seslerin en mert olanıdır. Tek kişi kalsanız da o sesi dinlemekten vazgeçmeyin. Unutmayın ki futbol sadece futbol değildir bizim için… Futbol BEŞİKTAŞ’tır, BEŞİKTAŞ ise hayat!

Dostlarıma ve aileme;
Beni zor günlerimde yalnız bırakmayan, çoğu kez erkeklerden daha dik duran bacılarıma, ablalarıma ve annelerimize;
Her zaman uzakta da olsa, gerçekte, kalben bizleri bağrına basan, unutmayan ve tüm taraftarlara ve halkımıza;
“Dost kötü günlerde belli olur!” sözünü hak eden bütün abi, kardeş ve gökyüzünde sonsuzluğa uçan tüm KARTALLAR’A;
SELAM OLSUN!!! Hakkım varsa da HELAL!!!

Ben ve benim gibi çocuklar uyurken susana! Ölürken isyan edene… Bunun için bedel ödenecekse ödeyebilene… Bu toprakları ve halkını çok sevene… İnsana yatırımı farz bilene, onlar güçlüyse biz haklıyız, halkız, diyene… Ihlamurlu yoldan, selam olsun!

Sevgilerle
Cem Yakışkan

...babam öldü!

...kısa, sonu olmayan, anlamsız, korkutan, gecenin bi yarısı yataktan kalkıp camı kapattıracak kadar rahatsız edici bir rüya. Sabah işe gitmek için kalktığımda hanıma dedim ki:”dün gece şöyle şöyle bir rüya gördüm, hayırlara vesile olur inşallah”.
...akşam markette alışveriş yaparken kayınpeder eşimi aradı:
Kp: ....
Eşim: Başımız mı sağlsun? Kim öldü?
Kp: ...

Eşim bana dönerek ”Süleyman Seba ölmüş!” dedi.




Tiyatro - Ocak


Şu bayram tatili ile birlikte İstanbul boşaldı,  geriye ya parasızlıktan dolayı bir yerelere kaçamayan veya bizim gibi “bayram dostlarla, akrabalarla geçirilir” diyen sakinlikten yararlanmayı kâr sayan insanlar kaldı. Doğal olarak tiyatro salonlarınada bu yansıyor.
Tanıtmak istediğim oyun; yakın zaman içerisinde kaybettiğimiz “Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı Turgut Özakman’ın kaleme aldığı “Ocak” isimli oyun. Yönetmen koltuğunda Yıldırım Fikret Urağ otururken sahne tasarımı Rıfkı Demirelli tarafından yapılmış. Oyunumuz 2 aatlik bir süre zarfında 2 perde olarak sahneleniyor.  
Oyun başlamadan öne baba rolünü oynayan Hakan Güneri beyefendinin provalar sırasında geçirdiği bir kaza sonucu evinde dinlenmek zorunda olduğununu ve bu nedenden dolayı birkaç gün gibi kısa bir sürede hazırlanmak zorunda kalan Bahtiyar Engin'in elinde text ile bu rolü oynayacağı bilgisini ileten bir beyefendinin sözleri ile oturduğum koltukta biraz daha dik konuma geçtim. Malumunuz böyle bir durumda doğaçlamaların ortaya çıkması doğal ve bir o kadar komik bir hal alabiliyor. Ayrıca Bahtiyar Engin'in ortaya koyacağı performansda ayrı bir merak konsu oluyor.  
Gelelim oyunumuzun: 1960'lı yıllarda  anne-baba, 3 erkek 1 kız çocuk ve anneanneden oluşan 7 kişik bir ailenin  evinde geçiyor.  Karakterler: evin babası Tarık rolünde bazı sahnelerde elde text ile dolaşan, doğaçlamalardan dolayı oyunu daha komik hale sokan Bahtiyar Engin'in görüyoruz. Buna rağmen işin altından iyi kalktığını rahatça söyleyebiliriz. Babamız oto tamircisi olan, bir gün zengin olacağını düşünen ve devamlı bunun için planlar kuran biri. Annemiz Safiye Hanım (Safiye İçözü) ailesini bir arada tutmaya çalışan vefakar Türk kadını rolünde.  Evimizin büyük oğlu  haylaz, aylak, boş gezenin boş kalfası, tatlı  dilli, sevecen (Erkan Sever) bu tek düzelikten bir gün kaçacağını umut eden Nihat.  Evin ortanca oğlu (Cengiz Tangör) Fazıl, küçüklüğünden beri ikinci plana atıldığını hisseden, devamlı çalışmak zorunda kalan, hep haklı olan, evin yükünü taşıyan ve bir gün kendi yoluna gitmeyi hayal eden maço bir karakter.  Evin küçükoğlu Özcan  (Mehmet Soner Dinç, daha öğrencilik yaşamına devam eden, ailesinin bu fakirlik halinden utanan ve anneannesinin anlattığı paşa torunu hikayelerini ciddiye alarak  arkadaşlarından böyle itibar görmeye umut eden zat. Evin tek kızı Sevda (Mana Alkoy), tek bacağı aksayan, olduğu gibi  kabul edilmeyi isteyen, birgün evlenip kendi hayatını kurmayı umut eden genç kızımız. Gelelim anneannemize (Mahperi Mertoğlu), artık belli yaşı  devirmiş git gelleri olan, bazı durumlarda aile fertlerini bile tanıyamayacak kadar bunamış olan büyüğümüz. 
Karakterlerimiz yaşadıkları ortamdan, durumdan rahatsız olmakta ve bir çıkış yolu olarak  zengin olmakla, bir diğeri gitmekle, bir diğeri evlenmekle, bir diğeri hayalle, bir diğeri ise geçmişi ile aramaktadır. Annemiz ise aileyi bir arada tutmak için elinden geleni yapmaktadır. 

Konu ağırlıklı olarak dram içerikli olsada bir ailenin içerisinde yaşanabilecek komik olaylar, o insanların hayalleri, dayanışması, çekişmesi  izleyici aktarılmaya çalışılıyor; ki bununda başarıldığı kanısındayım,  izleyici oyunun sonuna kadar sıkılmıyor, oyundan kopmuyor. Tabi bazı yerlerde oyuncuların abartılı oyunculuklarıda göze batmıyor değil. Erkan Sever'in ise bu  oyunda bir adım daha öne çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Oyunun neredeyse tamamında duyulan Türk Sanat Musikisi eserleri benim gibileri  için ayrı bir keyif olurken, sahne tasarımı gayet  başarılı. 
Ayrıca oyunun başında ve sonu ağırlıklı olsada aralarda radyodan yapılan yayınlarla 1963 :) yılında AB'ye yapılan üyelik başvurusu hakkında bilgilerde veriliyor. 



Yazan    : Turgut Özakman
Yöneten              : Yıldırım Fikret Urağ
Sahne Tasarımı : Rıfkı Demirelli
Işık Tasarımı       : Özcan Çelik
Kostüm Tasarımı             : Zuhal Soy
Efekt     : Yusuf Tuncer
Süre      : 2 Perde 2 Saat 15 Dakika

Oyuncular
Aslı  İçözü, Cengiz Tangör , Erkan Sever, Hakan Güner, Mahperi Mertoğlu, Mana Alkoy, Mehmet Soner Dinç



Lefter Küçükandonyadis'den 6-7 Eylül


"Onbeş gün önce gol attığımda omuzlardaydım. O gün ise kayalar ve boya tenekeleriyle karşılaştım. En kötüsü harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere, ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul'dan Emniyet Müdürü evime geldi. Gece gördüğü manzara karşısında 'Aman Allahım' demişti. Çok sordular kim yaptı diye, ama o gün de söylemedim, bugün de söylemeyeceğim."

Siyahın içinde beyazı aramak



* Siyasetin etkisi: Beşiktaş'ı 2004-12 yılları arasında yönetip en dibi gösteren Yıldırım Demirören'in hangi kriterlere göre Futbol Federasyonu Başkanlığına getirildiği muammadır. YD'nin en son hediyesi ise;

“Bu süreci çok iyi yürüttük. Herkesin bize teşekkür borcu var”  söylemleri sonrası Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin aldığı cezalardır.

* Dünya ile dalga geçmek: Mali nedenlerden dolayı avrupadan men edilen, şikeden suçlanan bir kulübün başkanın o ülkenin Uefa ile halk ile adeta dalga geçercesine Federasyon başkanlığına getirilmesi.

* Sözün bittiği yer: şikeden dolayı yargılanan bir kişinin Beşiktaş başkanlığına adaylığını koyup 2088 oy alması.

* Kallavi küfür: Beşiktaş'ı bu hale getirenlere edilecek en büyük küfür ne ise o..!

* Omugazsızlık: Roberto Carlos için değiştirilen maddeler: Kişilere göre özel maddeler çıkartıp kendi koyduğu kurallara riayet edemeyecek kadar kaypak yöneticiler tarafından idare edilmek...

* Bertaraf olmak: Tribünlerde siyaset yapılmasın derken oyuncuların, yöneticilerin hatta milletvekillerinin maç sonları yaptığı açıklamalar, hareketler. Siyaset yapacaksanız benim istediğim şekilde yaparsınız...

* Geleceğe güvenle bakmak: Önder Özen, Biliç iklisinin göreve getirilerek kulübün profesyonel bir yapıya bürünmesi için yapılan hamleler.

* Futbol hakkında Önder Özen konuşacak demesine rağmen eski yönetici tipine uygun söylemler sergileyen Fikret Orman, sen bize en son yaptığın sponsorluk projeleri ve yenileri ile gel başkan. Konuşmayı işi bilenlere bırak.

* Yeni sezonun güzelliği: İsminden başka hiçbir şeyi bi halta benzemeyen olmpiyat stadına stad olduğunu hatırlatan güzel taraftara...

* Teşekkürün en büyüğü: Avrupa kupalarına gidemeyceğini bilmesine rağmen sonuna kadar mücadele eden ve kazanan o güzel topçulara.

* Şeref Bey'e kısa bir veda: çocukluk, gençlik, umutlarım, üzüntülerim...


Bu alemde ekol Beşiktaş hentbol...

Şampiyonluk nasıl da güzel yakışıyor siyahına beyazına...


Hırsızın kurbanına armağanı


…başkalarının trajedileri zamanla başkaları için komediye dönüşür.  Bizim veya çevremizdeki insanların başlarına gelmediyse eğer umursamayız, belkide gülümseriz, belki de “ha ha ha” diye abartılı bi kahkaha patlatırız. Dışarıdan bakınca veya filmlerde böyle bir durum komik bile olabilir; düşünsenize siz salondasınız hırsız diğer odada sizi soymuş araladığı kapıdan usulca kaçma arifesinde ve karşılaşıyorsunuz, peşine düşüyorsunuz. Merdivenlerden aşağı koştururken bir taraftanda “hırsız varrrrr” diye bağırıyorsunuz,  ahali sese ayaklanıyor ve sesin geldiği yere doğru hareketleniyorlar. İşte tam bu esnada kalabalık hırsız ile karşılaşıyor, hırsızın verdiği tepki zekice “hırsız yukarıda, koşun!”. Komik değil mi? Bu anlattığım yaşanmış bir olay.
Bu anlattıklarım kurban biz/ben olduğunda farklı bir hâl alır. Bizim hırsızlık maceramız böyle komik bir hâl almadı tabiki. Gündüz saat 14:00’de eve dönen eşim kapıyı yarı açık bulur, içeri girer, ev dağılmış, beni arar ve derki: “koca eve hırsız girmiş”.  Bi telaş koşturursunuz, aslında şu durumda neden koşturduğunuzuda anlamazsınız. Sanki hırsız evi soymuşda sizinle vedalaşmak için  bekliyor. İstemsiz olarak bir paniğe kapılırsınız bi acele eve gidersiniz. Sizin karşılıştığınız manzara eşinizin, kardeşiniz, annenizinki ile farklı değildir. Sadece manzaraya eklenen evdeki sevdiklerinizin korku/üzüntü/telaş/ gibi soyut kavramlarından oluşan hislerin içeriye boğucu bir şekilde çökmesidir. Evden gidenleri şöyle bir kabaca gözucuyla tespit ettikten sonra hengame başlar. İlk önce resmi ekipler, sonra olay yeri inceleme, sonra ifade vermek ve şikayetçi olmak için emniyet gidilir. 3 saat sonunda aslında elinizde sadece bir kağıt parçası kalır.

O kadar çalışıp didindiğiniz şeylerin bir anda başkaları tarafından çalınmış olması ister istemez insanı üzer, elinden birşey gelmediği için sinirlendirir, öfkelendirir. Böyle bir hırsızlık olayı sadece çalınan mallar ile kalmaz, eğer çok kullandığınız eşyalar ise yeniden almanız gerekir, bu da ek bir külfettir. Bi anda maddi anlamda sıkışırsınız. Sonuçta ülkenin genelinin maddi durumuna bakıldığında her sade vatandaşı hırpalar, yıpratır. Hırsızlık olayının boyutuna göre sıkıntılı bu maddi durumdan çıkış süreniz kısa veya biraz daha uzun vadeli olabilir. Ama asıl sorun maddi değil ruhsaldır. Ev dediğiniz üstü kapalı o dört duvar beton yığınından ötedir. Dünyadan sizi soyutlayan, güvende hissettiren; yalanlardan dolanlardan, samimiyetsizlikten size koruyan, mutluluk kavramını beyninize, kalbinize yerleştiren bir kaledir. Sizin Mahremiyetinizdir. Düşünün bu kavramların olmadığı bir yer size ne ifade eder? Koskoca bir hiç! İşte hırsızın asıl çaldığı şey maddi değil,  güven ve kutsal mahremiyetinizdir.  Bu olayın izleri insanın belleğinden silinir mi? Sanmıyorum, muhakkak her hırsızlık kelimesini duyduğunuzda o an ki hisleriniz ortaya dökülecektir.

Bu olay benim başıma geldiği için söylemiyorum, daha öncedende aynı düşüncedeydim. Hırsızlığı meslek haline getirmiş olanların aldığı cezalar yetersiz ve caydırıcılaktan uzak. Acaba Şeriattaki gibi ifşa edilip, çaldığı eli kesilse daha caydırıcı olmaz mı?

Diyet isterim, diyet!!!





Hakkınla, Şerefinle nice yıllara Kartalım...




Hakkınla, şerefinle nice yıllara kartalım. En kötü günümüz davulla, zurnayla, marşlarla, şarkılarla, omuz omuza, siyahınla, beyazınla hep beraber olmak dileğiyle....




Cefa


·       *  Maç saati yaklaşmış, taraftar stada akın etmiş, bir bakıyorum; o da nesi? Eski açıkta tek bir arama noktası. Yığılma, ezilme, itişme…

·         * Rezillik bitmez(!), stada girilecek dört kapıdan biri 2 hafta öncesinde olduğu gibi çalışmıyor.  Arama noktasındaki eziyet bitmiyor, katlanarak devam ediyor.

·         * Kapalıdaki kombine fiyatlarının yanısıra bilet fiyatları tavan yapınca birçok insan yeni ile eski açığa kaçtı. Tabi sadece onlar değil, biletsiz girmeyi huy edinmiş ….’larıda. 

·         * Hır-gür hengame, bi de sıraya geçeceğine demirlerden atlayanlar, araya girmeye çalışanlar,  “sıraya geçsene, sen kimsin” diyip birbirine horoz gibi kabaran taraftarlar, polisle atışanlar, “hop nereye” diyen polisler…

·         * Böyle bir rezillikte sadece kendiniz figuran olsanız iyi, yanınızda benim gibi hanımız veya sevgiliniz, kız kardeşiniz falan filan varsa bi’ de onu kollamanız gerekiyor.

·         * Kapalının fiyatı arttınca doğal olarak ters oranda taraftar sayısıda azaldı.  İbo’dan “kendim ettim, kendim buldum” şarkısını  dinleyebilirsiniz.

·         * Yıllar sonra açıkların, özelliklede eski açığın bu kadar canlı olduğunu görmek çok güzel ve eğlenceli.

·         * Kapalıdaki fiyatların yanısıra “hesap sorsana demirören’den” kıvamındaki sloganlarla “başkan, tamam FEDA dedikte verdiğin sözleride unutmadık” demek güzel oldu. 

·         * Uzun zaman sonra zorunluda olsa geleceğe yapılan yatırımaları görmek ve ilerisi için umutlanmak...

·         * Alınan bu sonuçlar belli bir süre daha Samet Aybaba’yı yapılan eleştirileri susturur, sonrası mı? Allah Kerim…      

B E Ş İ K T A Ş


·         * 5 yıl aradan sonra sezona gayet hızlı girdik. İlk önce ağustos ayında hanımı titreten havasıyla  Olimpiyat stadı, dünde kutsal topraklarda gs derbisi. Kokusunu dahi özlemişim vallahi…

·         * Gençleşiyor denen Beşiktaş’ın sahaya çıkan ilk 11 yaş  ortalamasını verelim: IBB maçı: 25 Gs maçı: 27

·         * Eski açıktan giriş  ne çilelidir arkadaş(!); bileti olmayanlar, araya girmeye çalışanlar, birbirinin kaşını gözünü patlatanlar, arızalı turnikeler, eziyet eziyet…

·         * Gerek IBB gerekse dünkü gs maçındaki insanın gözünü alan cırtlak renkli kramponlardan nefret ediyorum. Siyahın beyazın suyumu çıktı.

·         * Serci başkanın gönlünden kopan dizelerin pankarata dökülmüş  hali güzel oldu, emeğimizin geçmeside ayrı bir keyif,  yakıştı sevdamıza… “Benim sadık yarim KaraKartal’dır.”

·         * Yıllar sonra kapalının bu kadar aciz, eski açığın ise bu kadar ateşli olduğunu görmek garipti.

·         * Hayat ne ilginç, zamanında Şeref Bey stadında eliyle gol attı diye afaroz edilen Burak dün gece benzer hareketle  Şeref Bey stadı’nda gs forması ile  kahraman oldu.

·         * Mehmet Topal eliyle kontrol ederek attığı gol için “Mehmet Topuz ortayı yaptığında topa gözüm kapalı çıktı. Sanırım top elime çarpıp önüme düştü. Ancak o anda bunu hissetmedim” demiş, derhal doktora gözükmesinde yarar var.

·         * Formasında sarı olanların bu kadar birbirine benzemesi nasıl açıklanabilir bilmiyorum.

·         * Bu hakemlerin yatacak yeri yok, emek hırsızları…

·         * Son 5 yıldır ettiğim küfürleri toplasam şu maçta ettiğimin kıyısına köşesine yanaşamaz.

·         * Haftaiçi Q7 diye yürüyenler, stadda “öğ,möğğğ q7” diye bağıranlar. Ne ayaksınız  ulen siz?

·         * Demirören’in Beşiktaş’a en büyük zararı  önceliği Beşiktaş değilde isimler olan taraftar profili yaratmasıdır.

·         * Renkliler bozma devşirmeler sardı dörtbir yanımızı…

·         * Kazanamamamıza rağmen  şu zor günlerde  takıma sahip çıkılması adına alkışlanılması, tribünlere çağrılması bizlere yakışandı. Güzel günler göreceğiz güneşli günler…

·         * X,y,z değilde önceliği sadece Beşiktaş olanlarla maç izlemek, omuz omuza olmak güzel olacak,  güzel…

·         * Herşeyden, kendimden bile önce B E Ş İ K T A Ş 



Yine, yeniden...

"Yıldırım demirören yeter" protestosunun arasına "Sobote etmeyin, Uefa'ya gidelim" sesleri karışıyordu aşağıya sarkmış bir takım çanak yalacıların tükürükleri, hakaretleri, küfürleri ile harmanlanmış olarak... Özlemin vermiş olduğu tek tük gidişleri saymazsak kapalıyı, açığı, kısacası Şeref Bey tribünlerine, bu zihniyet ve bayrak tutucusu elveda diyene kadar elveda dedik Şeref Bey’e, elveda! İşte o günden bugüne tam 5 yıl olmuş...

Hanım kalk, maç var; maç!




Şavşat'ın yolları

Bizim oralarda şöyle derler: "Artvin şöförü kaza yapmaz, yaparsada kurtulmaz!"

Beşiktaş - T.Telekom, Demirören protesto, Ergin Ataman

Bir Beşiktaş hikayesi
• Bir Pazar sabahı sanal ortamda başlar yazışmalar.
S: Amatör kovalayan başkan nasılsın?
Şekerli: İyidir, aga
S: Basketbol maçı var, geliyor musun?
Şekerli: Maçı teveden veriyorlar mı?
S: Galiba Spor... veriyor.
Şekerli: Aga, fotoğraf makinasınada almıyorlar zaten. Gelmeyeceğim.
S: Ama demirören’i protesto edeceğiz.
Şekerli: O zaman geliyorum. M’ye haber verdin mi?
S: Hayır, bi haber versene.
Şekerli: Tamamdır.

• Telefon ile M aranır, Zırrrrrrrrrrrr
Şekerli: Nasılsın kardeş?
M: iyidir, sen nasılsın?
Şekerli: Bende iyiyim, basketbol maçı var geliyor musun?
M: Yok be başkan, dinleneceğim.
Şekerli: S dedi ki demirören protestosu varmış.
M: O zaman geliyorum.
Şekerli: Tamam, 13:00’de görüşürüz.
Telefon kapanır, çat...


• Günün acizliği: 5-10 liralık biletler 20 lira olmuş. Demirören’i protesto edebilmenin bedeli bilete 2 kat para ödeyebilmektir.
• Günün rezilliği: protestoların duyulmasını önlemek ve susturmak için hoparlör’in sesinin insanın kendi sesini duymayacak seviyede açılması.
• Günün sorusu: Ergin Ataman’ın demirören’i korumaya yeltenmesi insanın aklına “Ergin Ataman, demirören’in yıllar önce kaybolan akrabası mı” sorusunu getiriyor.
• Günün ayıbı: yapılan demirören protestoları karşılığında Ergin Ataman’ın oyunculara taraftara değil, sayunma odasına gitmeleri direktifi vermesi.
• Günün anonsu: “Salonda sigara içmek yasaktır”
• Günün sloganı: “ibra edenler, ihanet ederler”
• Günün güzeli: taraftar desteği ve takımın mücadelesi
• Günün şekerleri: devre arasında oyun sahasını çocuk bahçesine çeviren bıdıklar.

Altay Başkanı Hızlıok'un buharlaşan konuşması

…ŞU ANDA CEZAEVİNDE TUTULAN İNSANLAR VAR. ÖNCE ETİK KURULU RAPORU BEKLENECEK DEDİLER. SONRA İDDİANAME, UEFA, DERKEN ŞİMDİ KONGRE… LİGLER SAKAT OLARAK BAŞLADI. OLAYLAR GÖRMEZDEN GELİNDİ. SORUNLAR HALININ ALTINA SÜPÜRÜLDÜ. NEREDEYSE ŞİKE SERBEST BIRAKILDI. BAZI KULÜPLER SİYASETE YAKIN OLMALARI NEDENİYLE DERİN YAPILANMALARIYLA GEMİLERİ YÜRÜTTÜ. SÖZDE MARKA DEĞERİ KURTARILACAK. ANCAK CUMHURİYET SAVCILIĞI TEKERE ÇOMAK SOKTU.

(…)

YARIN BİR HAKEM BİR SEFERE MAHSUS PARA ALARAK HAKSIZ PENALTI KARARI VERSE, BİR KALECİ BİR SEFERE MAHSUS PARA ALARAK TOPU İÇERİ ATSA, NASIL DAVRANACAĞIMIZI DÜŞÜNMEDEN, LİGLERİMİZİN SÖZDE MARKA DEĞERİNİ DÜŞÜRMEMEK ADINA YAPILAN BU İŞLEMLERİ AKLISELİM İLE TARTMAYA HEPİNİZİ DAVET EDİYORUM. BUGÜN HERHANGİ BİR GEREKÇEYLE VEREMEDİĞİMİZ CEZALARIN, YARIN BENZER DURUMLARDA KARŞIMIZA EMSAL OLARAK ÇIKACAĞINI; BAZEN TÜM BEDENİN SAĞLIĞI İÇİN GANGREN OLAN UZVUN KESİLMESİ GEREKLİLİĞİNİ UNUTMAYALIM.

İNSANLAR SADECE SÖYLEDİKLERİ SÖZLERLE DEĞİL YAPTIKLARIYLA DA DEĞERLENDİRİLİR. BU SALON İÇİNDE BULUNAN KİŞİLERİN BUNDAN YILLAR SONRA VERDİKLERİ OY İLE DEĞERLENDİRİLECEKLERİNİ, ÇOCUKLARI VE TORUNLARINA “BİZ FUTBOLDAKİ AHLAKSIZLIĞA KARŞI DURAN YÖNETİCİLERDİK” DİYECEKLERİNE İNANMAK İSTİYORUZ.
FUTBOL AİLESİ BUGÜNE KADAR SPORDAKİ ÇİRKİNLİKLERİ KENDİ KURALLARI İÇERİSİNDE HALLETMEDİ, HALLETMEYE GEREK DUYMADI. AMA ARTIK YOL BİTTİ VE DUVARA DAYANDIK. BUNDAN SONRA YA UYGAR MEMLEKETLERDE OLDUĞU GİBİ ÇİRKİNLİĞE TOLERANS GÖSTERMEDEN GEREKENİ YAPACAĞIZ YA DA GLOBAL FUTBOL KAMUOYUNUN ÖNÜNDE ÜÇÜNCÜ DÜNYA ÜLKELERİ GİBİ DAVRANIP LİDERLERİNİN ÖLÜMÜNDE ABARTILI HİSTERİ KRİZİNE GİREN KUZEY KORE GİBİ AŞAĞILANACAĞIZ.

ANCAK OLAĞANÜSTÜ GENEL KURUL GÜNDEMİNE BAKILINCA EN AZINDAN FUTBOL AİLESİNİN HEDEFİNİN UYGAR ÜLKELER OLMADIĞI, ZİRA SUÇUN MAĞDURLARININ AKLA DAHİ GELMEDİĞİ VE ZARARLARININ KARŞILANMASI İÇİN DÜŞÜNCE ANLAMINDA DAHİ ÇABA OLMADIĞI ORTADADIR. YANİ TEK DERDİMİZ SUÇUN FAİLLERİNİ KURTARMAKTIR. NE İÇİN? SÖZDE LİGİMİZİN MARKA DEĞERİ İÇİN…

PEKİ NEYMİŞ MARKA DEĞERİMİZ? 3 MİLYON VATANDAŞIMIZIN YAŞADIĞI AVRUPA ÜLKELERİNDE LİSANSLI TÜRK FUTBOLCU SAYIMIZ, ÜLKEMİZİN ÜZERİNDE. MAÇLARIMIZIN TELEVİZYONDAN SEYREDİLDİĞİ ÜLKE SAYISI YOK GİBİ. MÜSABAKALARI SEYREDEN ORTALAMA SEYİRCİ SAYISI BATI AVRUPA ÜLKELERİNİN BEŞTE BİRİ KADAR. ULUSLAR ARASI CİDDİ ORGANİZASYONLARA KATILMAMIZ TAMAMEN TESADÜFLERE BAĞLI. İKİ HAKEMİMİZ DIŞINDA YILLARDIR ULUSLAR ARASI ALANDA BAŞARILI ÜÇÜNCÜ BİR HAKEM ÇIKARAMADIK. BİRÇOK KULÜBÜMÜZ, ALTYAPISINDA BESLENME-SAĞLIK-SAHA GİBİ EN BASİT GEREKSİNİMLERİ BİLE KARŞILAYAMAMAKTADIR. AMATÖR MÜSABAKALARDA SAHA İÇİNDE KALP KRİZİ GEÇİREN OYUNCULARA MÜDAHALE EDECEK SAĞLIK HİZMETİ DAHİ VERİLEMEMEKTEDİR. AMA BUNA RAĞMEN HERKESİN DİLİNDE BİR MARKA DEĞERİ LAFI! HİLELİ MALIN DEĞERSİZ SAYILACAĞINI, UZUN VADEDE KAYBEDENİN FUTBOL AİLESİ OLACAĞINI DİKKATİNİZE SUNUYORUM.

TÜRK FUTBOL AİLESİ OLARAK SORUMLULUĞUNUZ SUÇUN FAİLİNİ KORUMAK DEĞİL, MAĞDURLARI KORUMAKTIR. EĞER YAPTILAR İSE, ŞİKECİLERİ VE TEŞVİKÇİLERİ KORUMAK İÇİN GÖSTERİLEN BU ÇABANIN ÇOK AZ BİR KISMININ SON MAÇTA KÜME DÜŞEN KULÜPLERİN MADDİ VE MANEVİ HAKLARININ TAZMİNİ İÇİN GÖSTERİLMESİNİ BEKLEMEK HAKKIMIZDIR.

BU KONGREDE ALINACAK KARARIN, ÜLKEMİZ FUTBOLUNU ULUSLAR ARASI KURULUŞLAR ÖNÜNDE ZOR DURUMA DÜŞÜRMEMESİNİ TEMENNİ EDİYORUM. ANCAK ALTAY KULÜBÜ OLARAK DAHA ÖNCE OLDUĞU GİBİ AHLAK MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİMİZİ, HAKKIMIZI SONUNA KADAR ARAYACAĞIMIZI, ÜLKEMİZDE HUKUKUN EGEMEN KILINASIYA KADAR KONUYLA İLGİLİ YURT İÇİ VE YURT DIŞINDA HER TÜRLÜ GİRİŞİMDE BULUNACAĞIMIZI, GÖREVİNİ YAPMAYAN İLGİLİLER HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMA HAKKIMIZI SAKLI TUTTUĞUMUZU TÜRK SPOR KAMUOYUNA BİLDİRİRİZ.
ŞİMDİ BİRKAÇ TANE DE SAPTAMADA BULUNMAK İSTİYORUM MÜSAADENİZLE. SAMİMİ OLMAK GEREKİRSE BEN AYDINLAR’IN VE TFF’NİN BU KARARI ALMA KONUSUNDA TAM KARARLI OLMADIKLARINI EN AZINDAN YÜZ İFADELERİNDEN ANLIYORUM. BU BENİM FİKRİM. KENDİ VİCDANLARINDA BU KONUDA ÇARPIŞTIKLARINI GÖRÜYORUM. ANCAK TFF’NİN MAĞDURİYET DOĞURABİLECEK KULÜPLERLE İLGİLİ KAFA YORARKEN, MAĞDUR OLABİLECEK KULÜPLERLE İLGİLİ HİÇBİRŞEY YAPMAMASI BİZİ ÇOK ÜZMEKTEDİR. VE AKLIMA TAKILAN BİRKAÇ SORU VAR:
-FB’DEN KUPA ALINIP DİĞER TAKIMLARA VERİLECEKSE, BU LİGDE ŞİKEYİ TESCİL ETMEK DEĞİL MİDİR?
-EĞER BU UYGULAMA GERÇEKLEŞİRSE, PUAN SİLME CEZASININ 2010-2011 SEZONUNA UYGULANMASI GEREKMEZ Mİ? ÇÜNKÜ BURADAN MAĞDUR OLAN KULÜPLER AVRUPA KUPALARINA GİDEMEMİŞLERDİR, BAZILARI DA LİGDEN DÜŞMÜŞLERDİR. BUNU BU SENEYE UYGULAMAK DEMEK, BU SENE SPORTİF BAŞARISIZLIĞI OLAN TAKIMLARA AVANTAJ SAĞLAMAK DEMEKTİR.
-BENİM BİLDİĞİM LİG STATÜSÜ LİG BAŞLAMADAN ÖNCE HAZIRLANIR VE LİG SONUNA KADAR AYNI TALİMATNAMELERLE DEVAM EDER. YANİ GS BAŞKANININ SÖYLEDİĞİ GİBİ OYUN OYNANIRKEN KURALLAR DEĞİŞMEZ.

FUTBOL AİLESİNİN BANA GÖRE BABASI TFF’DİR. AMA BENİM BİLDİĞİM BABA EVLATLARI ARASINDA AYRIM YAPMAZ. EĞER EVLATLARINI DÜZGÜN İLİŞKİLERLE, ADİL OLARAK BÜYÜTÜRSE KARDEŞLER ARASINDA KAVGA ÇIKMAZ. AMA BUGÜN ALINACAK KARAR TFF’NİN İSTEDİĞİ GİBİ ÇIKARSA KARDEŞLER ÖNÜMÜZDEKİ YILLARDA BİRBİRİNİN KUYUSUNU KAZAR VE İŞ İÇİNDEN ÇIKILMAZ HALE GELİR.
BİR DE BİZİM ÜLKEMİZDE KULÜPLER BİRLİĞİ VAR. ARALARINDA BİRKAÇ TANESİNİ DE ÖZELLİKLE TENZİH EDİYORUM. SİZLER KOCA KOCA KULÜPLERİN BAŞKANLARISINIZ. HEPİNİZ ÖNEMLİ AİLELERİN MENSUPLARISINIZ. BİRÇOĞUNUZ HOLDİNG SAHİBİSİNİZ. BİZLER SİZLERİN TÜRK FUTBOLU HAKKINDA SÖYLEYECEKLERİNİZİ TELEVİZYONDAN AĞZINIZIN İÇİNE BAKARAK SEYREDİYORUZ. SİZ TÜRK GENÇLİĞİNE PARA VE AHLAK KONUSUNDA DERS VERME FIRSATINI ELİNİZDEN KAÇIRDINIZ, YANİ SINIFTA KALDINIZ. BUNU BIRAKIN TÜRK TOPLUMUNA ANLATMAYI, KENDİ ÇOCUKLARINIZA BİLE NASIL ANLATACAĞINIZI DÜŞÜNEMİYORUM. BU ARADA 4 BÜYÜKLERİ TEBRİK ETMEK LAZIM, ARALARINDAN BİRİNE BİR ŞEY OLMA İHTİMALİ OLDUĞU ANDA DİĞER KULÜPLERİMİZİN YÖNETİCİLİK KONUSUNDA HİÇBİR İŞLEVLERİNİN OLMADIĞI ORTAYA ÇIKMIŞTIR. YANİ 4 BÜYÜK KULÜBÜMÜZÜN SIRTINA YAPIŞMIŞLAR, HİÇBİR ŞEY ÜRETEMEMİŞLER VE BU ŞEKİLDE YÜRÜMÜŞLER.

DİVAN BAŞKANI: LÜTFEN BİTİRİNİZ.
HIZLIOK: SAYGISIZLIK OLARAK ALGILADIYSANIZ ÇOK ÖZÜR DİLİYORUM.
SALON: KİMSEYE AHLAK DERSİ VERMEYİNİZ.
DİVAN BAŞKANI: SAYIN HIZLIOK, LÜTFEN BİTİRİNİZ.
HIZLIOK: BİR ŞEY SÖYLEYİP, KONUŞMAYI BİTİRECEĞİM. ZATEN BİR DAHA BİZİM KONUŞMA HAKKIMIZ OLACAĞINI ZANNETMİYORUM.

ŞU ANDA CEZAEVİNDE BULUNAN GİRESUNSPOR BAŞKANI ÖMER ÜLKÜ’NÜN KARTAL-GİRESUN MAÇIYLA ALAKALI E.KALENDER İSİMLİ ŞAHISLA MAÇTAN BİR GÜN SONRA GÖRÜŞMESİNDE “BİZ BU MAÇI SİZİN İÇİN VERDİK” İFADESİ VARDIR. BU İFADENİN ÜSTÜNE TFF’NİN NE DÜŞÜNECEĞİNİ MERAK EDİYORUM. BİR KEREYE MAHSUS ŞİKE YAPMA HAKKINI İDDİANAMEDE YER ALMAYAN DİĞER KULÜPLERE DE TANIMAK ZORUNDA MI KALACAK?

KULÜP BAŞKANLARINDAN BİR KEZ DAHA ÖZÜR DİLİYORUM. SAYGILAR SUNUYORUM.


Yazının aslı, Uğur Meleke Online

Sabri DİNO (1942-14.01.1990)


















Fena geliyor top
uç sabri dino

Sola vurur
atla Sabri Dino

Dokuz numaraya dikkat
aman Sabri Dino

Kalemizde ışıl ışıl
canım Sabri Dino

Gönlümüzde ışıl ışıl
atlama dur Sabri Dino

Vedat Özdemiroğlu

Başımız sağolsun, Lefter Küçükandonyadis'i kaybettik!

Sonsuz Bir Karanlığın İçinden Doğdum - Mevlana

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu. ..
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim..

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...

24 Aralık 78 Maraş

Bugün Maraş Katliamının yıldönümü. Yaşanan bu katliamı anmak isteyenleri engelleyerek, yapılacakları yasaklayarak unutturamaz, tarihi silemezsiniz. Bu gerçek Türkiye'nin utançlarından biridir. Tek yol gerçekleri ortaya çıkarmak, hesaplaşmaktır.

Beşiktaş JK: 36 Ankara İl Özel İdare: 25

* Güzel insan şu henbolcular vallahi(!), kulüp gitikçe dibe batıyor, paralarını alamıyorlar, tribünlere taraftar gelmiyor ama bu adamlar her sene aynı şekilde devam etmeyi bi şekilde başarıyorlar. Dünyanın başka yerinde böyle bir durum olsa inanılmaz başarı hikayesi ibaresi ile belki filmleri çekilir, heykelleri dikilir.
* Ligin 6. haftası ve namağlup yolumuza devam ediyoruz.
* Beşiktaş ile karşılaşacak rakip takım oyuncularınının maç öncesi psikolojik durumları nasıldır acaba? Ne hissediyorlar?
* Futbolda yapamadıklarımızı hentbolda görmek güzel, altyapıdan çıkan gençlerimiz var!
* Hentbolcuların gollerden sonra tribünlere bakıp taraftarlarla göz göze gelmesi ne kadar güzel, "bu gol senin için" dermiş gibi.

* Tribündeki insan sayısı o kadar az ve o kadar bilindik simalar ki oyuncularda tanıyor gelenleri. Değil profesyonel maç, başka mahalleden kişilerle yapılan maça çağrılmış arkadaşlar gibi. Ortada iddasına bi baklava yok.
* Yaşlandım sanırım, her seferinde salona giden o yokuşu çıkarken dahada fazla terleyip, yoruluyorum.